Cem Özdemir’in Yeşiller Partisi’ne Eşbaşkan seçilmesi Almanya’da yaşayan Müslümanların yaşadıkları sorunların çözülmesi için umut oldu.
RECEP KARAGÖZ*
Almanya Müslüman toplumu, özellikle siyasi, kültürel, dinî vb. platformlarda kendisini ifade edebilecek bir yapıya kavuşamadı. Bu yönde atılan bütün adımlar, grup menfaatleri ön plana çıkarıldığından sekteye uğradı ve başarısız kaldı. Umarız bu sıkıntıları bu kez aşarız.
Avrupa Parlamentosu Milletvekili Cem Özdemir’in Yeşiller Partisi’nin Eşbaşkanı seçilmesi Almanya, Avrupa ve Türkiye basınında geniş yankı buldu. Özdemir, Türkiye basınında özellikle Obama benzetmesi ile birçok köşe yazarının ilgi odağı oldu.
1998’de federal düzeyde yapılan seçim sonrası da Türkiye ve dünya kamuoyunda, hükümete ortak olan Yeşillerin politikalarına ilişkin yoğun bir ilgi uyanmıştı. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında ABD karşısına çıkan güçlü AB bloku ve bunun ağırlık merkezinin Almanya olması 1998 seçimlerinin kaçınılmaz sonucu olan Yeşiller ve Sosyal Demokratların (SPD) hükümet ortaklığı söz konusu ilgiyi anlamlı kılmaktaydı. Yeşillerin hükümete taşımak istedikleri radikal talepler ve renkli kişiliği ile tanınan Joschka Fischer’in yeni hükümette dış işleri bakanlığı görevini üstlenecek olması bu ilginin boyutlarını artırmıştı.
1960’LI YILLAR VE YEŞİLLERİN ORTAYA ÇIKIŞI
Düzen karşıtlığını, federal meclise ilk girdiği yılda bluejean ve spor ayakkabı ile yemin ederek simgeleyen ancak bakanlık yaptığı yıllarda ise kravatını hiç çözmeyen dönemin Dış İşleri Bakanı Fischer ve arkadaşları, yıllardır vurgulaya geldikleri duyarlı konulara ne kadar sadık kaldılar, muhalif oldukları düzene hükümet ortaklığı yıllarında ne kadar entegre oldular sorusunun cevabı bu yazının boyutlarını aşmaktadır. Ancak şu anekdotu da anmadan geçemeyeceğim: Yeşiller, hükümet ortağı oldukları dönemde savundukları politikaların çok gerisine düştüler. Özellikle savaş karşıtı söylemleri söz konusu dönemde rafa kaldırıldı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ilk defa, bu dönemde ülke dışına asker gönderildi. Ayrıca göçmenlere yönelik kayda değer bir gelişme sağlanmadı.
Yeşillere ilişkin biyografinin bölük pörçük bilgilerden meydana geldiğini dikkate alarak kısa da olsa bir anatomi sunmanın doğru olacağı kanaatindeyim.
Bilindiği gibi 1960’lı yıllar 20. yy. Avrupa’nın önemli dönemeçlerinden biri sayılır. Bu yıllar; başını öğrenci ve aydınların çektiği, entelektüel düzeyde düzen karşıtı muhalefet hareketleri 68 Kuşağı diye tanımlanan hareketi ortaya çıkardı. Öğrencilerin muhalif söylemlerinde, toplumda var olan sosyal dengesizliklerin yanı sıra çevre sorunları önemli bir yer tutmaktaydı. Takip eden yıllarda ise çevreci duyarlılığın daha bir ön plana çıkması Yeşiller olarak tanımlanan bu hareketin etrafında yoğun bir kenetlenme meydana getirdi. 1998 yılında kurulan ve 6 yıl hükümet eden Yeşiller ve SPD koalisyonunun başbakanı (Gerhard Schröder) ve dış işleri bakanı (Joschka Fischer) o dönemin etkili isimleri arasındadır.
Dalga dalga tüm dünyayı bir şekilde etkileyen bu kuşağın Almanya’da çevreci anlayışı önceleyen Yeşiller hareketi; 1977’den başlayarak atom santralleri, çevre kirliliği, doğanın yok edilmesine karşı etkili protesto eylemleri gerçekleştirdi. Bu konuları gündemlerine alan çeşitli gruplar, dernekler düzeyinde örgütlenmeye başladılar. Gerçekleştirilen eylemler, geniş bir çerçevede destek buldu.
1979 yılında, aynı amaçlar uğruna mücadele veren çok sayıda dernek ve grup Frankfurt’ta 500 delege ile bir araya gelerek, Yeşiller Partisi’nin temelini attılar. Aynı yıl AP seçimlerine katıldılar ve yüzde 3,2 oranında oy almayı başardılar. Örgütlenmeler eyaletler düzeyine de yaygınlaştırıldı. O yıl Bremen eyalet seçimlerine katılan Yeşil liste, 5,1 oy alarak ilk kez bir eyalet parlamentosuna girmeyi başardı.
Sürekli katılımların gerçekleştiği Yeşiller hareketinin temel amaçları, çevre sorunlarına duyarlı olunması, kadına toplumsal ve siyasi eşitlik fırsatı tanınması, iç ve dış barışa yönelik daha etkili önlemler alınması, ulusal kurtuluş hareketlerinin desteklenmesi ve herkese eşit hak ilkesi olarak özetlenebilir.
Bu ilkeler muhalif söylem tarzında ve protesto eylemleri biçiminde etkinleştirildi. Özellikle genç nüfusa yönelik propagandalar Almanya genelinde kök tutmaya başladı ve seçimlerde oya dönüştü. Bremen eyalet seçimleri ile ilk defa Parlamentoya ayak basan Yeşillerin tırmanışı takip eden yıllarda da devam etti.
YEŞİLLERİN İKTİDARA YÜKSELİŞİ
1980 Baden Württemberg eyaleti seçimlerinde yüzde 5,3 oy oranı ile barajı aşarak eyalet meclisine girdiler. 1981’de Berlin eyalet seçimlerinde yüzde 7,2’lik oy oranı ile oy patlaması gerçekleştirdiler. 1982 Hamburg eyalet seçimlerinde oy oranındaki artış sürdü ve yüzde 7,7’ye ulaşıldı. Ve nihayet 1983’te, henüz 3 yaşındayken, ilk kez federal seçimlere katılarak, yüzde 5,6’lık oy oranı ile federal parlamentoya girme başarısını gösterdiler. Federal parlamentoya girenler arasında Petra Kelly ve Otto Schily de vardı. Schily sonraki yıllarda SPD’ye geçti ve yeni hükümette bu partiden bakan oldu. Göçmenlere yönelik en katı yasalar da onun zamanında çıkarıldı.
Hemen ertesi yıl 1984 AP seçimlerinde yüzde 8,2 oy alarak AP’na da adım attılar. Böylece 1990’lı yıllara gelindi. Bilindiği gibi 1990 yılı Almanya tarihinde önemli bir yer tutar. Bu yılda, iki Almanya’yı ayıran Berlin duvarı yıkıldı ve birleşme gerçekleşti. Bu gelişmenin akabinde Yeşillerde de hareketlilik başladı.
1990 Aralık ayında yapılan federal seçimlerde Doğu Almanya’daki Birlik 90 Partisi’nden 8 kişi federal meclise doğrudan girmeyi başardı. Almanya’daki seçim sisteminde, bir pusula üzerinde bir partiye bir de partinin gösterdiği direk adaya oy verilir. Parti öngörülen barajı aşamasa bile gösterdiği direk aday, yeterli oy almışsa milletvekili seçilmiş olur ve meclise parti temsilcisi olarak girer. Aynı seçimde Yeşiller Batı eyaletlerinde yüzde 4,8 oy alarak baraja takıldılar ve federal meclise giremediler.
Almanya’nın birleşmesi ile 1990’da Yeşiller ve Doğu Almanya’daki Birlik 90 Partisi arasında birleşmenin temelleri atıldı ve 1992’de ortak ilkeler saptanarak, 1993’de Hannover’de yapılan olağanüstü genel kurulda iki partinin birleşmesi onaylandı. Parti, o günden bu yana, Birlik 90/Yeşiller (Bündnis 90/Die Grünen) adı altında politik mücadelesini sürdürüyor.
Yeşiller, 1994’te yapılan federal seçimlerde yüzde 7,3 oy toplayarak yeniden federal meclise adım attılar. Aynı yıl eski Doğu Almanya topraklarındaki Sachsen-Anhalt eyaletinde yapılan seçimlerde yüzde 5,1’lik oy oranı ile meclise girdiler ve SPD ile azınlık hükümeti kurdular.
18 Eylül 2005 tarihinde yapılan erken genel seçimlerde yüzde 8,1 oy toplayan Yeşiller, 2002 yılında yapılan genel seçimler sonrası kazandıkları 55 sandalyenin 4’ünü kaybetti ve 51 sandalye ile yoluna devam etmektedir. Birçok eyalette hükümet ortağı ve federal parlamentoda muhalefettirler.
Çok kültürlü toplum, insan hakları ve göçmenler konusunda duyarlı politikalar dillendiren Yeşiller, çifte vatandaşlık, Almanya vatandaşı olmayan ancak uzun yıllar Almanya’da ikamet eden göçmenlere yerel ve federal düzeyde seçme ve seçilme hakkını savuna gelmişlerdir.
Hemen belirteyim ki, bir kısım (özellikle Müslümanlara yaklaşımları noktasında) rezervlerimi muhafaza etmekteyim. Bilinmelidir ki; Almanya’da 3,5 milyon Müslüman toplumun inançlarına dair haklar söz konusu olduğunda; ne Yeşillere Eşbaşkan seçilen Cem Özdemir ne Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı AP üyesi Ozan Ceyhun ne Almanya Federal milletvekili Leyla Onur ne eyaletler düzeyindeki Türkiye kökenli milletvekilleri olumlu yaklaşım sergilemektedir.
YEŞİLLERDEN BEKLENTİLERİMİZ
Bu bağlamda Almanya Müslüman toplumu, özellikle siyasi, kültürel, dinî vb. platformlarda kendisini ifade edebilecek bir yapıya kavuşamadı. Bu yönde atılan bütün adımlar, grup menfaatleri ön plana çıkarıldığından sekteye uğradı ve başarısız kaldı.
SPD Federal Meclis üyesi Leyla Onur, başörtüsü kötü bir görüntü mü, rahatsız oluyor musunuz sorusuna şu cevabı veriyor: “Evet! Kadınların başının örtülü olmasından rahatsızlık duyuyorum, çünkü bu bir kadını aşağılayan bir görüntü. (...) Sayıları o kadar çok ki Almanya’daki sokak görüntüsünü çok yabancılaştırıyorlar.”
Almanya’daki özelde Müslüman genelde Türkiye ve diğer ülkelerden gelen göçmenlerin Özdemir ve partisinden beklentileri; yukarıda örneğini sunduğum Onur’un ifadelerinde okuduğumuz tavrı değil Batı menşeli olan ırkçılıkla mücadele başta olmak üzere ayrımcılık, demokratik haklar, eşitlik vb. konularda çözüm üreten ve sonuç getirici politikalardır.
Almanya’da İslam’ın resmi din olarak tanınması, devlet okullarda din derslerinin okutulması, İslam okullarının açılmasına müsaade edilmesi, üniversitelere [İslam] ilahiyat fakülteleri kurulması, başörtüsünün bütün eğitim birimlerinde ve kamu kurum ve kuruluşlarında serbest bırakılması, özgün mimari ile cami yapımına müsaade verilmesi, minare yapımına karşı çıkılmaması, ezan okunmasının serbest bırakılması, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça ve Latince gibi Batı dilleri yanı sıra Türkçe, Arapça, Urduca, Farsça gibi Müslüman göçmenlerin dillerinin eğitim programlarına dahil edilmesi gibi sorunlar, Avrupa Müslüman toplumunun, çözüm bekleyen ortak sorunlarının yalnızca bir kısmıdır.
* Araştırmacı-Yazar
Taraf