1930 krizi ABD İmparatorluğunun başlangıcı olurken bugün yaşanan ekonomik kriz İmparatorluğun sonunu getirdi mi?
Yaklaşık 10 yıldır özellikle ABD politikacıları ve fikir adamları tarafından ısrarla önümüze sürülen “küreselleşme”, ilk somut belirtisini, yine kendilerinin öncülüğünü yaptığı küresel kriz olarak gösterdi. 1980 yılında bir araya gelen, dünyanın ekonomik güçlerinin, finans alanında çalışmalarını koordine etmek üzere kurduğu G-7’nin, küresel kriz ile baş edememesi sonucu, 15 Kasım’da, Washington’da, ekonomik açıdan önde gelen 20 devlet liderinin ilk defa bir araya gelmesi ile, G-20 dünya sahnesine çıkmış oldu.
G-20 dünyada ekonomik değerin % 90’ına sahipken, dünya nüfusunun üçte ikisini oluşturmakta. G-20 tarihi toplantısında liderler, amaçlarının küresel krizin etkilerini en aza indirmek ve küresel ekonomiyi düze çıkarmak için, dünya finans sisteminde yeni düzenlemeler ve reformlar yapmak olduğunu bildirdiler.
MIT’nin (Massachusetts Institute of Technology) ünlü ekonomistlerinden ve IMF’nin eski baş ekonomisti olan Simon Johnson ise, The New York Times’a yaptığı açıklamada, “Bu konuda anlaşmaya varmak için toplantı yapmaya gerek yoktu, asıl yeni olan G-7 yerine G-20’nin toplanması” dedi. Arab News Gazetesi yazarlarından Mushtak Parker’a göre toplantının arka perdesini görebilmek için, 1944’te, ABD’de yapılan Bretton Woods toplantısına göz atmak gerekiyor.
1930’da yaşanan büyük ekonomik çöküşten sonra 2. Dünya Savaşı’nın gelmesi ve savaş ekonomisi sonucu Avrupa bankalarının iflas etmesi üzerine ABD devlet başkanı Roosevelt ve İngiltere başbakanı Churchill önderliğinde, 44 ülkeden 700 delege ‘dünya çapında geçerli olacak finans düzenlemeleri yapmak üzere bir araya geldiler.
Başkan Roosevelt’in “Her bir ekonominin ekonomik sağlığı, yakın veya uzak komşuları ilgilendiren önemli bir konudur” sözü, o günkü liderlerin önüne gündem olarak konmuştu. Amaç, dünyanın refahı için ortak çalışmalarda bulunmaktı. The Bretton Woods Toplantısının hazırlıkları için iki yıl çalışan ABD ve Avrupa uluslararası kurallara dayanan “yeni bir dünya düzeninin” temellerini atmış oldular. Ekonomik işleri yürütmek ve kontrol etmek üzere Dünya Bankası ve IMF, dünya siyasetini yönlendirmek üzere ise Birleşmiş Milletler kurulmuş oldu.
1930 ekonomik çöküşünden ve ikinci dünya harbinden bitkin çıkan İngiltere, Fransa ve İtalya, kontrol edemedikleri için sömürgelerinden çekilmek zorunda kaldılar. Avrupa ülkelerinin aksine, ABD en güçlü ekonomiye sahipti. Dünya Bankası ve IMF’nin kuruluşu için en büyük kaynağı sağlayan, kendi liderliğinde bir küreselleşmeyi empoze etmek isteyen ABD, Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ederken hiç bir dünya ülkesinin onayını almaya ihtiyaç duymadı.
1930 krizi ABD İmparatorluğunun başlangıcı olurken bugün yaşanan ekonomik kriz İmparatorluğun sonunu getirdi mi?
Aslında G-20 gibi bir oluşumun ortaya çıkması bu soruya kısmen cevap olurken, Barack Obama’nın niye bu denli değişimden bahsettiğini anlayabiliriz. Obama, değişim politikasıyla İmparatorluğu kurtarmaya mı çalışacak yoksa daha adil “yeni bir dünya düzeninin” temellerini mi atacak?
Yine batılı ekonomistlere göre, şimdiden Bilişim Teknolojisi Devi olarak görülen Hindistan ve IMF’nin eline düşmemek için bankalarını reel değerlerle dolduran Çin, rekabette ABD’yi ve Avrupa ülkelerini zorlayacak sağlam ekonomik unsurlara sahipler. Körfez ülkeleri, Malezya, Türkiye, Brezilya, Güney Kore gibi ülkelerin de dünya pazarına etkin bir ekonomik imaj ile çıktığının altını çizen uzmanlar, yeni dünya düzeninde (IMF’nin ve BM’nin kontrolü açısından)ABD ve zengin Avrupa ülkelerinin yanında Çin’in ve Hindistan’ın güçlü bir konuma sahip olacağını savunuyorlar.
Fakat şunu unutmamak gerekir ki, Hindistan ve Çin’in ekonomik devrimini yapan dev ABD şirketleridir. Her ne kadar Hindistan ve Çin’e IMF ve BM’de etkin roller verilse de, perde arkasında tek güç yine ABD olacaktır.
Ekonomistlerin ve siyasetçilerin bilinçli olarak görmezden geldiği bir başka potansiyel güç ise, kendi iç dünyalarında küçük problemlerle uğraşmak zorunda bırakılan Müslüman ülkelerdir.
Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, sahip oldukları doğal kaynaklar sayesinde dünya piyasalarında rekabet edebilecek ekonomik patlamalar göstermekteler. Fakat yeterince deneyimli şirket ve personel yetersizliğinden ipler yine, hükümetler üzerinde büyük etkisi olan ABD ve Avrupa şirketlerinin elinde.
İktisat ve işletmede daha deneyimli kadrolara ve muazzam bir beyin gücüne sahip olan Türkiye, Malezya, Mısır, Pakistan gibi ülkeler ise enerji açısından dış güçlere bağımlı olduklarından, yatırımlarından, hedefledikleri sonucu alamamaktalar.
Bu durumda, küresel ekonomik krizden en çok zarar gören ABD ve Avrupa ülkeleri, ekonomistlerin öngördüğü gibi iki üç yıl içinde toparlanmayı başarırlarsa, G-20 ile kurulan yeni dünya düzeninde, yine Avrupa destekli ABD tek güç olmaya devam edecek.
Şayet bu iki üç yıl içinde, Müslüman ülkeler, kısa vadeli çıkarlarını bir kenara itip, eski anlaşmazlıkların üzerine sünger çekip, bir araya gelmeyi, organize olmayı, birbirilerinin avantajlarını adaletli bir şekilde kullanmayı başarırlarsa, dünya Bretton Woods ile başlayan tek güç düzeninden kurtulabilir.
Çok çalışmak, çok dua etmek gerekir, sarılacak çok yaramız var.
analitik bakış