Ayder yaylası kaçak yapılardan temizleniyor
Ayder yaylası kaçak yapılardan temizleniyor
İSTANBUL'DA KÜLTÜR SANAT
İSTANBUL'DA KÜLTÜR SANAT
CHP Halka Yakınlaşıyor mu?
Bendeniz 1950 seçimlerinden önce Halk Fırkası’nın Atatürk’ün bizzat kapattığı tekke ve türbeleri açtığını bildiğimden bu tür planlı manevraları pek yadırgamıyorum doğrusu.
21 Kasım 2008 09:10 // analitik bakış
CHP Halka Yakınlaşıyor mu?


 Efendim, son günlerin en önemli mevzuu, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın çarşaflı bazı hanımları mutantan bir merasimle üye olarak kaydetmesi oldu.
Basınımızın birçok güzide muharriri şimdi bu mevzuda kalem oynatıyor. Bu faaliyeti ‘Cumhuriyet Halk Fırkası’nın sonunda gerçeği bulduğuna’ yoranlar da var, Halk Fırkası’nın her seçim döneminde yaptığı bir rol olarak görenler de var.
Bendeniz 1950 seçimlerinden önce Halk Fırkası’nın Atatürk’ün bizzat kapattığı tekke ve türbeleri açtığını bildiğimden bu tür planlı manevraları pek yadırgamıyorum doğrusu.
Cumhuriyet Halk Fırkası denilince benim aklıma çarşaflı kadınların kabul merasimlerinden daha çok, bizim muharrirlik günlerimizdeki devlet terörü ve hükümet baskıları geliyor.
O günler ne yaman günlerdi bir bilseniz… Cumhuriyet Halk Fırkası’nın baskı ve zulümleri iktidardaki bir küçük azınlık hariç herkesi dalga dalga kuşatıyordu.
Kazım Karabekir gibi Kurtuluş Savaşı kahramanları da bu baskı kuşatmasına dâhildi. Karabekir Paşa, kaç defa hatıralarını yazmıştı da onlara polis tarafından el konulmuştu.
Düşünebiliyor musunuz? Kurtuluş Savaşı kahramanı paşalar hatıralarını yazma özgürlüğüne dahi sahip değildiler.
Bu vadideki bazı hatıralarımı sizlerle paylaşayım.
Muharrir arkadaşım Yakup Kadri, 1961 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan Manisa mebusu olarak tayin edilmişti. Seçimlerden önce Manisa’ya giden Yakup Kadri orada karşılaştığı Halk Fırkası ve Fırkanın Genel Başkanı İnönü ile ilgili intibalarını bilahare bana aktarmıştı.
İşte Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun o intibaları:
(…) “Köy Kahvesinde İnönü’nün seçim konuşması yapacağı açık olan radyodan ilan edilmişti. Bir de ne göreyim? Arka sıralarda oturanlardan beş on kişi bir biri ardından sıvışıvermesin mi? Sıvışamayacak durumda bulundukları için İsmet Paşa’nın konuşmasını dinlemek zorunda kalanlardan kimi burnundan solumaya kimi de uyuklamaya başlamasın mı? Düşünmeli ki, bu köyün seçmenleri her seçimde oylarını Halk Partisi’ne vermekle tanınmıştır.
Dayanamadım köylüye “İnönü’den niçin bu kadar sakınıyorsunuz?” diye sordum.
“İnönü denince, adı intikamcıya, kinciye çıktığı için mi, yoksa memleketi huzursuzluğa düşürdü diye mi, yüreğimize bir işkillenmedir geliyor” şeklinde hep bir ağızdan açıklamalar yaptılar. Neye uğradığımı şaşırmıştım.”
İyi de Halk Fırkası ve onun Genel Başkanı Milli Şef İsmet İnönü’ye karşı halktaki bu derin nefret nereden kaynaklanıyordu? İşte bunu 1950 öncesi Halk Fırkası’nın ülke çapında sürdürdüğü polis devleti uygulamalarında aramak gerek.
Bazı misaller vereyim:
Kurtuluş Savaşı Kahramanlarından Cafer Tayyar Paşa’nın yalısı satılmıştı. Bina yıkılırken döşeme tahtalarının altından bazı evraklar ortaya çıkmıştı. Duyduk ki Kazım Karabekir menkûbiyet zamanlarında, evindeki aramalardan korktuğu için hatıralarının bir nüshasını yakın dostu Cafer Tayyar Paşa’ya tevdi etmiş. O da bunu evinin döşeme tahtalarını sökerek altına saklamıştı. 1930’lar Türkiye’sindeki devlet terörünün şiddetini anlamak için şu tek misal bile kâfidir!..
Bu olaydan sonra eski bir subay ziyaretime geldi. Bu zat Tayyar Paşa’nın yaverliğini yapmış bir insandı. Çok zengin hatıraları vardı. Mert ve cesur bir askerdi. O’na Cafer Tayyar Paşa’nın hatırat yazıp yazmadığını sormam üzerine:
“-Cafer Tayyar Paşa hatırat yazmıştır. Hem de üç kere!.. Fakat her defasında evine hırsız girip bu hatıraları çalmıştır! Tabii bunlar kendilerine hırsız süsü veren siyasi polislerdi. Nihayet bıkıp usanmış ve bu işten vazgeçmiştir.” demesin mi?
Bugünlerde basın hürriyetinden şikâyet eden İnönü dostlarının kulakları çınlasın.
 
******
 
Demokrat Parti’nin kurulacağı günlerde bir akşam Celal Bayar ile birlikte yemekteyiz.
Beyefendi, dedim, “Bugün herhangi bir kimse yeni bir parti kuracak olsa, bu partinin başına Serbest Fırkanın başına gelen, gelebilir mi?”
Bayar, çatal ve bıçağını tabağına bıraktı:
- Artık bir daha böyle bir şey olamaz! dedi.
 
Dedi demesine ama buna rağmen Bayar’ın partisi çatır çatır kapatıldı. Kendisi de az kalsın idam edilecekti, paçayı zor kurtardı.
Nitekim DP’nin kurulmasının hemen ardından Halk Fırkası’nın 1946 yılında yaptırdığı baskın seçim, tamamen hile ve sahtekârlıklarla doluydu.
Bir kere yapılanlara seçim demeye bin şahit isterdi, İstanbul seçmeni her şeye rağmen seçimlere asılıyordu. Oy verme işlemi bitti. Sandık kurulları, tasnifi kapalı kapılar ardında yapmak istiyorlardı. Halkla sandık kurulları ve polis arasında sert tartışmalar oluyordu. Seçimlerden iki gün sonra ilân edilen sonuçlara göre DP'ye İstanbul'da 8 milletvekilliği bırakılmış, 14 milletvekilliği CHP'ye verilmişti.
İtirazlara bakan Hâkim Ahmet Hamdi Sancar, CHP İlçe Başkanı gibi hareket ediyor, Demokrat Partilileri top yekün komünistlikle suçluyordu.
 
*******
 
Halk Fırkası’nın milletin başına musallat ettiği meselelerden biri de köy enstitüleriydi. Sözümona burada ‘her şeyden anlayacak’ köylü gençler yetiştirilecekti. Ancak ‘onların bastığı yede ot biter mi?’.Bu köy okullarından ‘hiçbir şeyden anlamayan’, sadece papağan gibi dönemin resmi ideolojisini tekrarlayan çocuklar yetişti.
Köylü bu gençleri hafife aldı, öğretmenliği yıllarca sürdüren kıdemli öğretmenler, bu yeni yetmelerin başlarına amir olarak yerleştirilmelerine karşı çıkamadılar, ama hoş da karşılamadılar. Enstitü çıkışlı öğretmenlerin kendilerine verilen toprağı bile köylü ekip biçti.
Bir keresinde Enstitü çıkışlı köy öğretmen (adı böyleydi) lerinden birkaçı ile şehrin çok yakınındaki yine böyle bir öğretmenin köyüne davetli olarak gittik, yedik içtik. Her türlü ikram vardı. Fakat ne yoktu dersiniz? Köyde tuvalet yoktu, köylü ihtiyacını yakındaki dere kenarında gideriyordu.
Köy Enstitüleri ağıdını ağlayanlar, suçlu olarak Demokrat iktidarını görürler. Demokrat Parti yönetimini böyle ilerici bir girişimi kapatmakla itham ederler, yanlıştır. Şemsettin Günaltay Hükümeti'nin Maarif vekili Reşat Şemsettin Sirer, yine İnönü'nün talimatı ile, programı değiştirdi ve okullar Ocak 1953'e kadar böylece sürüp gitti. O tarihte birbiriyle didişen, aynı işi yapmak üzere görevli bu ikili okul sisteminin zararları göz önüne alınarak Köy Enstitüleri İlköğretmen Okulları ile birleştirildi. Bunun neresince kapatılma var?... Ama gelin görün ki Köy Enstitüleri için sol basın kapatıldı kelimesini kullanır, öte yandan çatır çatır kapatılan Millet Partisi için "kapandı" der.
Köylü milletin efendisi olmasına rağmen aslında ağır işçi konumundaydı. Bir yandan vergi verir, bir yandan askere gider, bir yandan da köyünün okulunu ve yolunu yapardı. Yol yapmak vergi ödemek gibi vatandaşlık borcuydu.
Bir keresinde Karadeniz vilayetlerini kapsayan bir geziye çıkmıştım. Samsun’a 180 kilometre uzaklıkta olan Ordu'ya kara yolundan gitmek mümkün değildi. Vatandaşlar, 1950'ye gelinceye kadar tam 27 yıl "yol yapıyoruz" diye yollarda taş kırmış ve kürek sallamıştı. Fakat Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu ve Samsun illerini birbirine bağlayan bir sahil yolu bile yapılmamıştı. Samsun'da 3 gün vapurun gelişini bekledikten sonra, deniz yoluyla Ordu'ya ulaştım.
Bizim zamanımızda her şey çok zordu, çok… Çünkü bizi yıllarca Halk Fırkası yönetmişti. Şimdi Halk Fırkası’nın ismini bile duyunca yazdığım hatıraları saklayacak bir delik arıyorum. Ne olur ne olmaz değil mi?


analitik bakış

 

GÜNÜN YAZARLARI
İsrail militarizmi

Taha Akyol
Milliyet
YAZARLARIMIZ
Erhan AfyoncuAnalitik Bakış
Erhan Afyoncu
Selahattin SemizAnalitik Bakış
Selahattin Semiz
Melih DumanAnalitik bakış
Melih Duman
Şevket Süreyya BaydemirAnalitik Bakış
Şevket Süreyya Baydemir
Y. Emre TozalAnalitik Bakış
Y. Emre Tozal
GAZETE 1. SAYFALARI
PİYASALAR
HAVA DURUMU