Ayder yaylası kaçak yapılardan temizleniyor
Ayder yaylası kaçak yapılardan temizleniyor
İSTANBUL'DA KÜLTÜR SANAT
İSTANBUL'DA KÜLTÜR SANAT
Siyah ve beyaz tıkadı çözüm 'gri Kürt'te
Diyarbakır bugünlerde çok hareketli. Umut ve umutsuzluk bir arada... Aksiyon, bölgenin önde gelen isimleriyle Diyarbakır’ın nabzını tuttu. Ortak temenni; siyah ve beyaz dışında şiddeti dışlayan ılımlı denilebilecek ‘gri Kürtlerin’ artması yönünde.
20 Kasım 2008 13:15 // aksiyon
Siyah ve beyaz tıkadı çözüm 'gri Kürt'te


 "Kürt meselesi adına yeryüzünde söylenmedik söz kalmadı.’ Bu değerlendirme, Diyarbakır’da sorunun çözülmesini isteyen herkes tarafından sıklıkla dile getiriliyor. Hüküm, ilk bakışta bir karamsarlık havası yansıtsa da özünde ‘artık ağızlar değil icraatlar konuşsun’ talebini barındırıyor. Çünkü Doğu ve Güneydoğu’da çok farklı bir noktaya gelindi. Tabir yerindeyse, Kürt meselesi şu an bir sırat köprüsünde. Bölge insanı meyledecek yön arıyor. Ya düğün havası esiyor ya da yas. Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya, tabloyu çok iyi özetliyor: “Geçen gün iki düğüne ve iki cenazeye katıldım. Önce yüzümü astım, sonra halay çektim. Diyarbakırlı olmak artık böyle bir şey. İki duyguyu aynı anda kısa süreli yaşayabiliyoruz. Bu, Kürt sorununun aldığı son hâl; siyah ve beyaz.”
 
‘Kürt meselesi’nin kalbi Diyarbakır’da atıyor. Biz de söze oradan başlayalım istedik. Tarihî Ulu Cami’nin karşısındaki Hasan Paşa Pasajı’nda Diyarbakır’ın ileri gelenleriyle bir araya geldik. Kürt meselesine kafa yormuş 15 isimle çözüm yollarını aradık. İş adamı-yazar Vahdettin Bahadır, yazar Altan Tan, Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya, DP İl Başkanı Galip Ensarioğlu, Diyarbakır Girişimci İş Adamları Derneği (DİGİAD) Başkanı Aziz Nart bu isimlerden bazısı. Güneydoğu Sanayici ve İş Adamları Derneği (GÜNSİAD) Genel Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem ve Diyarbakır Barosu’nun eski başkanı Avukat Sezgin Tanrıkulu da sonradan görüşlerini bizimle paylaştı. Elbette siyaset tartışmanın dışında değildi. “Diyarbakır’da partinin DNA’sını değiştirdim.” diyen AK Parti İl Başkanı Mehmet Öcal ve genel merkezde söz sahibi olduğu belirtilen DTP İl Başkanı Necdet Atalay da meseleyi kendi açılarından değerlendirdi.
 
- DTP ve PKK bölgeyi bir gerilim sürecine soktu. Bunu siyaset açısından nasıl okumak gerekir?
 
ALTAN TAN: AK Parti kazandığı zaman her kesim daha demokratik bir ortam bekliyordu. AB’ye yönelimden dolayı özgürlüklerin, bireysel hakların, ekonomik refahın geleceği umut ediliyordu. İşte tam bu aşamada, 2004’te, çatışmalar tekrar başladı. PKK silaha yeniden davrandı. Buna mukabil hükûmet hızını kesti. Türkiye’nin iyi bir ortama kavuşmasını istemeyen güçler, askerî vesayet dizginlerini ellerinden kaçırmaktan endişe ederek bu tür olaylara sarılıyor. Burada tavrını flulaştıran AK Parti oldu. Bu sürçte hızını arttıracağına ve ayağına kurşun sıkanları deşifre edeceğine bazen onların yanında görüntü vermekte. Askerî vesayet kurmak isteyenler AK Parti’yi bloke etmiştir. AK Parti de buna ‘razı’ bir duruş göstermektedir.
 
MEHMET KAYA: Bunu seçim sürecine bağlamak yanlış. PKK sürecinin bir uygulaması. Doğru adımı atarsanız olayın terör boyutu biter. Ama yanlış adımda toplumlar arası kırılma daha da artacak. Bu kırılmayı arttıracak provokasyonlar bunlar. Devlet nispeten akıllı adımlar atıyor. 1990’larda Musa Anter öldürüldü. Amaç sokağa çıkan insanları taratarak gerginlik çıkarmaktı. 90’larda bu başarı ile uygulandı. Olağanüstü dönemin valileri diyor ki ‘Kürt devletinin kurulmasını önledik.’ Hayır… Bunu Ergenekon yaptı. Şimdi artık iyice biliyoruz. ‘Öcalan’ın itilip kakıldığı’ iddiası, Anter’in öldürülmesi gibidir. Ne bekleniyor? İnsanlar sokağa çıkacak, polis tarayacak. Ama polis taramıyor, akıllılık yapıyor.
 
- Kürt meselesinin girift hâle gelmesi hükûmetlerin başka vesayetlerin altına girmesinden mi kaynaklanıyor?
 
ALTAN TAN: Kürt meselesinin özünde, bir ekonomik geri kalmışlık, dış güçlerin ülkeyi parçalama sorunu yoktur. Bir kimlik sorunudur. Ekonomik geri kalmışlık ve dış güçlerin ülkeyi parçalama arzusu da bir parçasıdır; ama özü değildir. Kürt sorunu öyle bir noktaya gelmiştir ki, Türkiye’yi destabilize etme ve yönetmenin bir aracıdır. Tıpkı 12 Eylül öncesindeki Alevi-Sünni, sağ-sol çatışması durumundadır. Türkiye’yi karıştırmak isteyenler için artık bir maniveladır.
 
- Ak ile karayı ayırmak çok mu zor?
 
ALTAN TAN: Meseleye avam gözüyle bakarsanız çok karmaşıktır. Ama uzmanı için çok sade ve çözülmesi kolay bir konudur. Hele 600 yıllık bir imparatorluk geleneğine sahip bir millet için çok kolaydır. Ancak bu sorunun çözülmesini istemeyenler konuyu kilitleyip başka yerlere götürüyor. Bilgi kirliliği oluşturuyor. Biz bu işe talibiz.
 
GALİP ESNARİOĞLU: İstenirse sorun kolay çözülür. Altan Bey’in talebi hepimizindir. Bu iş bize bırakılsın. Çünkü artık halkın dayanacak gücü kalmadı.
 
- Bilgi kirliliği bir zafiyet mi doğuruyor?
 
ALTAN TAN: Kirlilikten şunları kastediyoruz. Kürt sorunu, ya bir ‘bölücülük’ ya da bir ‘ekonomik geri kalmışlık’ sorunu olarak ortaya konmakta ve olaylar tam tersi bir şekilde anlatılmaktadır. Bu kirliliği giderecek de başbakanın kendisidir. Şeffaflık meseleyi çözmede önemli bir adımdır. Aktütün, Dağlıca, Şemdinli bunun örneğidir.
 
- ‘Kürtlerin hamisiyim’ diyen DTP ve PKK çizgisi var. Hamilik talebinde Kürtler açısından bir handikap yok mu?
 
MEHMET KAYA: DTP’nin önemli bir tabanı var ve bu tabana göre bir politika geliştiriyor. Tarihten beri gelen bir sorun var. Siz çözüm üretmezseniz en güçlü olan gelir ve bu sorunu sahiplenerek götürür. DTP ve PKK sorunu sahiplendiği için taban bulabiliyor. Yöntem olarak şiddeti kullandığı için de gücü elinde bulunduruyor. Örgüt ‘muhatap benim, ben çözerim’ diyor. Devlet de ‘askerî yöntemle sorunu hallederim’ diyor. Böylece şiddet isteyen iki kanat karşı karşıya geliyor.
 
- Bu tablo halk açısından ne anlama geliyor?
 
MEHMET KAYA: Bundan Kürtler zarar görüyor. Evet, her kente şehit cenazesi gidiyor; ama burası sürekli terörize edilen, herkesin ailesinden veya yakınından birisinin kaçırıldığı, öldürüldüğü yer. Yaşamlar altüst olmuş. İki milyon insan zorunlu göçe maruz kalmış. Bu tarafı görmeyip sadece topyekûn Kürtleri terörize etmek yanlış. Bu, şiddeti çözüm olarak görmelerinden kaynaklanıyor.
 
- Konuyu salt ekonomik açıdan değerlendirmek ve çözümü buradan görmek ne kadar geçerli bir tez?
 
MEHMET KAYA: Ekonomi yaşam şekillerini belirleme ve toplumu rehabilite etmenin önemli bir malzemesidir. Bu bölge 1900’lerin başında zengindi. Ama Cumhuriyet’le birlikte durgunluk başladı. Burada üretilen ipek, Şam’da, Halep’te alıcı buluyordu. Bölge kendi içinde bir pazar döngüsü oluşturmuştu. Komşu ülkelerle ticaret yapmak, Kürtçe konuşmak yasaklanmış. Hâl böyle olunca devlete aidiyet duyguları zayıflıyor. Ama bugün ekonomi bir parça çözümdür. En azından dağa çıkışın, şiddetin önünde bir engeldir. Fakat temel sorunu bitirmez. Köylüye yol götürüp evine su akıttığınızda devletle barışır. GAP da öyle bir şeydir.
 
ALTAN TAN: Ekonomik refah arttıkça siyasi mücadelenin şekli değişir ama özü değişmez. Rahat içindeki insan dağa çıkmaz; ama parti, vakıf kurar. Aynı şey dindarlar için de geçerli. ‘Biz bu dindarları okutursak, şehre getirirsek Müslümanlıktan vazgeçerler’ dediler; ama kimse vazgeçmedi.
 
GALİP ESNARİOĞLU: Eskiden ‘halkı devletle barıştırma’ diye bir dert yoktu. Devletin ideolojisi vardı ve herkes buna itaat edecekti. Bu da devletin meşru hakkı olarak görülüyordu. Halk o kadar önemli değildi. Buna itirazlar arttı. Önüne geçilmeyince de bu sefer ‘uzlaşma, barışma’ diye bir şeyler söyleniyor. Kürtler devletle barışık değil, yoksa Türklerle sorunu yok.
 
- Peki, barışmanın bir dili var mı veya bu dil nasıl olmalı?
 
VAHDETTİN BAHADIR: Farklı bir üslup ve farklı bir zaviyeden bakmak gerekir. Tevhidin ruhu ve cevheri çoğulculuktan geçer. Dinin üzerine kendisini inşa ettiği ana maya çoğulculuktur. Eğer Türk kardeşlerimiz meseleye din yönüyle bakıp bu değer üzerinden çözülmesini istiyorlarsa bu konuda açık ve net ifadeler vardır. Mesele din kardeşliği üzerinden de dile getirilmeli. Ancak bazı dindar kardeşlerimiz biz Kürtleri eleştiriyor. Sol üsluba kaçtığımızı düşünüyorlar.
 
- Kürt meselesinde Türk solunun önemli bir izi var. Ancak tablo ortada. Sol jargon hâlâ ne kadar işe yarar?
 
VAHDETTİN BAHADIR: Sol jargonları kullananların artık bir birikimi oluşmuş. Belediyeleri var, iş adamları ve bir kitleleri var. Bunlara ‘bu jargonu terk edin, muhafazakâr olun’ demek olmaz.
 
GALİP ESNARİOĞLU: Dindarlar diyor ki, “Çok fazla konuşmayın. Kendinizi ayrı bir yere koymayın, gelip konuşalım. ‘Ben farklıyım’ demeyi nereden çıkardınız?” Bu kolaycılığa kaçmaktır. ‘Yoksun’ demek meseleyi çözmede bir şey kazandırmaz. ‘Ev senin ama mutfağa girmen yasaktır’ anlayışı bizi bu hâle getirdi. Kürtler bundan rahatsız.
 
VAHDETTİN BAHADIR: Bütün bunlara rağmen din üzerinden sorunun çözülmesi için yeni bir kardeşlik dili geliştirmek önemlidir.
 
ALTAN TAN: Aynı yaklaşım laikçilerde de var. “Bütün camiler açık. İsteyen namaz kılıyor, oruç tutuyor, hacca gidiyor. O zaman bu talebiniz nedir? Evinizde oturun.” diyorlar. Bu mantık çok yanlıştır. Kürt sorununa, Alevi meselesine bakışta da bu var.
 
- Peki bu neden kaynaklanıyor?
 
ALTAN TAN: Bilinçaltının Türk-İslamcı olmasından kaynaklanıyor. Ümmetçilik yok. Türkiye’deki Müslümanlar ümmetçi olsa, bu sorun kısa sürede çözülür. Genelleme değil; ama ekseriyet böyle.
 
VAHDETTİN BAHADIR: Bu ülkede sorunu iki güç çözer. Dindar ve muhafazakârlar, cemaatler, gruplar irili ufaklı ne varsa, risk alıp olayın üzerine gittiğinde sorun çözülür. İkinci kesim bölgede yüzde 54 oy almış siyasi kadro. Hükûmet bu topraklara emek vermiş herkesle oturup dünü, bugünü ve yarını tartışacak. Diğer liberal ve demokrat kesim zaten buna destek veremeye hazırdır. Bu iki güç sorunu elbette tamamen bitirmeyecektir; fakat çözüm için doğru bir yol bulabiliriz.
 
GALİP ESNARİOĞLU: Türkiye’de televizyon programlarından dizilere tam bir ayrımcılık yapılıyor. Bir taraf yüceltilirken diğer taraftakiler ‘hain’ gösteriliyor. Bu, sorunu çözen bir anlayış değildir. İpi dışarıda olabilir, örgüt terör estirmiş olabilir; ama hiç sorun yokmuş gibi ‘bunlar dağa çıktılar ve kan kusturuyor’ demek yanlıştır.
 
- ‘Kürt-terör’ kavramını yeniden tanımlamak mı gerekiyor?
 
VAHDETTİN BAHADIR: Bu tanım, terör lobisinin rahat hareket etmesine de zemin oluşturmuştur. Bunun böyle tanımlanmasını isteyen güçler var.
 
GALİP ESNARİOĞLU: ‘Müslüman-terör’ meselesi de var. Sanki bu işi bunlar icat etmiş gibi. Bu özdeşleştirme yanlış. Bütün dünyada ulus devletler kurulurken Kürtler devlet talebinde bulunmadı. Çünkü ümmetçiydiler. Böyle bir milleten nasıl hain çıkar? Toplum nasıl bu hâle geldi? Bu yönetimin kabahatidir. Alevileri ikna ettiler, ‘rejimin savunucusu’ yaptılar. Kürtleri ikna edemediler. Sonuçta kanlar aktı, 300 milyar dolar harcandı. Konu daha da tehlikeli boyutlara ulaştı ve mesele şu an itibariyle zirve yapmıştır.
 
- Zirve nokta neden şu anda?
 
GALİP ESNARİOĞLU: Sorunu çözmek isteyen ve şiddetti reddeden insanlarız. Ama birileri hâlâ şiddette ısrar ediyor. Eğer çözmezseniz bu şiddette ısrar edeceklerdir. Silahlı güçler bilerek veya bilmeyerek birbirine hizmet ediyor, biz bunda tehlike görüyoruz. Sonuçları sebep göstermek kolaycılığa kaçmaktır.
 
AZİZ NART: Yıllardır ‘terörün beli kırıldı, artık dağılma noktasına gelindi’ denildi. Oysa bunlar hiç olmadı. Olay daha derinleşerek kangren hâle geldi. Demek ki, yol ve yöntem yanlış. Hükûmetin yeni bir plan yapması lazım. Burada yeni yöntemlerin denenmesine ihtiyaç vardır. Halk sorunun bitmesini istiyor; ama bazı kesimler istemiyor.
 
- Kürtler, ‘evde başka, dışarıda başka konuşuyor’ diye eleştiriliyor.
 
GALİP ESNARİOĞLU: Bu işte siyaseten bir yere gelmek isteyenler ikiyüzlü davranmış. Dost cemaatlerinde doğru tespitler yapmış; fakat kapıdan çıkınca değişmiş. Artık tekli görüşe geçmek lazım. Siyaset bizi hep böldü. Siyasete mensup olanlar mensup oldukları siyasetin dışında bir öneri getirmiyor. Bu siyaset Kürt meselesinin önünü tıkıyor. Evde ‘konuşmayın, başınıza iş açarsınız’ diyorlar, biz de bu yüzden dışarıda konuşuyoruz. Bizim gibilerden devlet, hükûmet, DTP ve PKK rahatsızdır. Söylemlerimiz sokaktaki halkta yankı buluyor; ama bir tedirginlik de oluşturuyor. ‘Çok doğru söylüyorsunuz’ diyor; fakat bunu etrafına bakınarak söylüyor. Bu hükûmetler için de geçerli. Hükûmetler de yaşam sürelerini uzatmak için bir güçten korkarak düşüncelerini ifade ediyor.
 
VAHDETTİN BAHADIR: Tarihin en kritik yol ayrımındayız. Herkes evinde değil, dışarıda konuşmalı. Başkalarının görüşünü almazsanız bu sıkıntı daha devam edecektir. Bir dirayet aklı ortaya koymak lazım.
 
- Bu işin bir kurula ihtiyacı var mı?
 
VAHDETTİN BAHADIR: Akil adamlar, Türkiye’nin her yerinden sivil toplum temsilcileri bir yerde oturup meseleyi tartışmalı. Her şey açık ve şeffaf olmalı. Bunun için acilen bir istişare kuruluna ihtiyaç vardır.
 
AZİZ NART: Bir mutabakat sağlanmalı. Hükûmet riske girmeli, seçimleri kaybetme pahasına da olsa bu işe sarılmalı.
 
- Kürt meselesinin DTP ile AK Parti arasındaymış gibi yansıtılması doğru mu?
 
MEHMET KAYA: Her şeyin konuşulmasında fayda var. Mikro ve makro düzeyde hatalar var. Sorunu konuşmadığımız için algılama ve tanımlama şekli değişiyor. Mikro düzeyde konu belediye seçimlerine endeksli. AK Parti böyle bir politika geliştiriyor. Bunu yaparken milletvekillerini de bypass etmiş durumda. Makro düzey ise olayın PKK’ya endekslenmesidir. PKK biterse Kürt sorunu çözülür diye düşünülüyor. Türkiye oraya doğru çekiliyor. Kürt sorunu belediye seçimleri ve PKK arasında değil.
 
ALTAN TAN: ‘Diyarbakır Belediyesi alınırsa DTP yenilir, DTP yenilirse PKK yenilir, PKK yenilirse Kürt sorunu biter’ diye düşünmek yanlış. PKK’dan evvel de Kürt sorunu vardı. Diyarbakır’ı istiyorlarsa belediye binasının altına teker koyup Ankara’ya taşıyabilirler.
 
- Kürt meselesinde taraflar siyah ve beyaz şeklinde, neden ara bir renk yok?
 
MEHMET KAYA: Önce, bıraktığım noktadan devam etmek istiyorum. Amerika’daki gelişmelere bakın. İlk başta filmler üzerinden Kızılderililer ‘kafa derisi yüzücüler’ diye tanıtılıyordu. Toplum gözünde Kızılderilileri o hâle getirdiler. Daha sonra durum değişti. Filmlerde Kızılderililere haksızlık yapıldığı konusu ele alındı. Topluma ulaşma mekanizmalarını doğru kullanarak halktaki yanlış imajı da düzelttiler. Ve halk ‘biz Kızılderililere haksızlık etmişiz’ deme noktasına geldi. Kürtler kafa derisi yüzücülüğü yapmaz. Ama onlar şimdi böyle gösteriliyor. Konu sadece DTP ve PKK değil. Kürtlerin hepsi ‘Türklerin kafa derisi yüzücüleri’ gibi gösteriliyor. Toplumda sıcak bir iklim oluşturmak zorundayız. Yoksa gri kavramı ortaya çıkmaz. Hükûmet ve Genelkurmay’ın grileri kendi politikaları doğrultusunda yönlendirmesi de sorunludur. Çünkü griler yine siyah ya da beyaz olur. Ama onları kendi tercihlerine bırakırsan ve o şartları hazırlarsan griler ortaya çıkar. Genelkurmay’ın tabu saydığı bazı şeyleri bugün dile getirmesi bile o tarafta bir grileşme emaresidir. Adımlar grilerin sayısını artırır.
 
- Kürt milliyetçiliğinde bir değişim var mı?
 
MEHMET KAYA: Biz Kürtler şiddeti çok kanıksamaya ve bunu doğru bulmaya başlıyoruz. Bunu çevremde görebiliyorum. Bu bir itiraftır. Ama bu tehlikeli bir sonucu getirir.
 
- Kafa karışıklığı daha ciddi sorunlar doğurmaz mı?
 
ALTAN TAN: Kürtlerin kafası net. Ama çaresiz. PKK’nın politikalarını uygun gördüğünde DTP’ye oy veriyor. Bu yöntemin yanlış olduğunu anladığında da AK Parti’ye veriyor. Sadece bölgede değil, metropollerdeki Kürtlerin yüzde 80’i AK Parti’ye oy vermiştir. Çünkü çözümü orada görmüştür. Ancak 22 Temmuz seçiminden sonra AK Parti’nin reformları savsaklaması, AB hedefinden sapmalar olması ve askerin durduğu yeri ‘doğru’ olarak görmesi Kürtlerde gelgitlere neden olmuştur. Üçüncü duruşu yani gri, aklıselim duruşu temsil eden bir siyaset ortaya çıkarsa AK Parti de DTP de bölgede kaybeder.
 
- Şu anda Kürt milliyetçiği yükseliyor mu?
 
MEHMET KAYA: Çok sığ bir derede bir adımla geçilecekken adım atmadık, şimdi dere yükseldi. Ama ortada hâlâ bir taş var. Fakat dereyi geçmek için ortadaki taşa basıp atlamamız gerekiyor. İşte o taş griler. Bu taşı su kaplarsa dereyi geçmeyiz.
 
GALİP ESNARİOĞLU: Kürt milliyetçiliğini tanımlamak lazım. Önceleri ulusalcı ayrılıkçıydı. Entelektüeldi, halkı yoktu. Halk milliyetçi değildi, ümmetçiydi. Ne zaman ki halk baskı gördü, talepleri görmezden gelindi, o zaman itiraz etmeye başladı. Bunu da şiddetle gösterdi. Çünkü baskı görüyordu. Yanlışa gitti. Silahı eline kimin verdiği de belli değil. Şimdi ayrılıkçı, ulusalcı değil. Bütün hakları anayasal teminat altına alınmış eşit bir yurttaş olarak refah içinde yaşamak istiyor. Türk kardeşimle aynı haklara sahip olacak şekilde yan yana yaşamak istiyorum. Ve birlikte devletimiz için mücadele vermek onu yüceltmek istiyoruz. Buna kimin itirazı var?
 
- Ergenekon süreci Kürt meselesine mesafe aldırır mı?
 
GALİP ESNARİOĞLU: ‘Kürt sorunu yokmuş, bu sorunu Ergenekon oluşturdu’ şeklinde anlaşılması da yanlıştır. Ergenekon-PKK ilişkisi olabilir; ama bu Ergenekon-Kürt ilişkisi anlamına gelmez ve bu sorun sadece bu kirli ilişkiden ibaret değil. ‘Kürt eşittir teröristtir’ deniyor. Korkularla toplum yönlendirilmeye çalışılıyor. Ergenekon işte bu durumda olaya müdahil oluyor.
 
 
 
DİYARBAKIR MANİFESTOSU
 
• Anayasadaki vatandaşlık tanımı değiştirilmeli. Ya Türkiye Cumhuriyeti tanımı getirilmeli ya da etnik hiçbir ibare kullanılmamalı.
 
• Her türlü din, mezhep, etnik kimlik kendini ifade edebilmeli ve varlığı anayasal teminat altına alınmalı.
 
• Kürtçe, okullarda okutulmalı. Ana dilinde eğitim ve öğretimin önü açılmalı.
 
• Üniversitelerde Kürt dili, kültürü, tarihi ile ilgili her türlü çalışma serbest olmalı. Kürdoloji Enstitüsü kurulmalı.
 
• Değiştirilen yer, köy, kasaba, dağ, nehir isimleri iade edilmeli.
 
• Televizyon, radyo, gazete, sinemada ve hayatın her alanında Kürt dili serbestçe kullanılmalı. Devletin bir kanalı Kürtçeye tahsis edilmeli. Özel teşebbüs teşvik edilmeli.
 
• Bölgedeki nüfusun yüzde 25’i 14, yüzde 60’ı 60 yaşın altında. İşsizlik, göç, töre cinayetleri anlamında bir sosyal travma yaşanmamaktadır. Bilimsel, sosyal rehabilitasyon imkânı oluşturulmalı.
 
• Bölge için ekonomik pozitif ayrımcılığa geçilmeli.
 
• GAP gibi bölgeyi canlandıracak projeler bitirilmeli.
 
• Şiddet durduktan sonra bir genel af gündeme getirilmeli. Bu cezaevi, yurtdışı ve dağdakileri kapsamalı.
 
• PKK silah bırakmalı, DTP bu konuda tavır koymalı.
 
• Diyarbakır Askerî Cezaevi yıkılmalı veya bir müzeye dönüştürülmeli.
 
• Yerel yönetim yetkileri arttırılmalı.
 
• Kuzey Irak yönetimi tanınıp her türlü ticari ve siyasi ilişkiler sağlanmalı.
 
• Irak, Suriye, İran, Ermenistan ile ticari ilişkiler geliştirilmeli. Bölgesel entegrasyona girilmeli.
 
• Siyasi temsilciler, siyasi kaygı gütmeden Kürt meselesini tartışmalı.
 
• Türkiye’nin her bölgesini kapsayan akil adamlardan kurulu bir istişare heyeti oluşturulmalı.
 
• Tarihî birliktelik ve geçmişteki ortak payda sağlayan değerler önemli bir harç olarak kullanılmalı. Ahmet Hani gibi zatlar topluma tanıtılmalı.
 
• Meselenin muhatapları ile konu şeffaf bir şekilde görüşülmeli.
 
• Sorunun çözümü tek başına güvenlikçi politikalara havale edilmemeli; bölgedeki asker sayısı azaltılmalı.
 
• Sınır ötesi operasyon tartışılmalı.
 
• Seçim sürecinde Diyarbakır Belediyesi etnik bir kimlik ve sorunla birlikte anılmamalı.
 
• Kürt sorununun siyaset üstü bir mesele olduğu konusu tartışılmalı.
 
• Bölgedeki dinî duyarlılığın sorunun çözümünde önemli bir harç olduğu göz önüne alınmalı.
 
• Köy koruculuğu sistemi yavaş yavaş tasfiye edilmeli.
 
• Kürtler ile Türkler arasında bir sorun olmadığı değişik platformlarda konuşulmalı.
 
• Siyasiler ve bölgedeki sivil toplum kuruluşları risk alıp çözüm geliştirmeli.
 
 
 
 
Av. Sezgin Tanrıkulu*: AKTİF NÜFUSUN YÜZDE 20’Sİ BU ÇATIŞMADAN ETKİLENMİŞ
 
Ordu, kontrollü savaştan ve bu gerginlikten çok rahatsız değil. Onlar buna bir iş gözüyle bakıyor. Önemli noktalara gelenler hep bölgeden çıkıyor. Onlar için bir terfi yeri. Hükûmet de, DTP’yi hedef ya da muhatap olarak algılamayı bir yana bırakıp kendi vatandaşlarını muhatap almalı. PKK var diye adım atmamak olmaz. 25 yıldır devam eden bir çatışma var. Her yıl bölgeye 200 bin asker gelip gitmiş. 20 yılda 4 milyon kişi askerlik yapmış. Bu çatışmanın içinde bulunmuş ve gitmiş. O yüzden Altınova oluyor. Neredeyse aktif nüfusun yüzde 20’si doğrudan bu savaştan etkilenmiş.
* Eski Diyarbakır Barosu Başkanı
 
 
 
 
 
Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem: AK PARTİ, YEREL TEŞİKALATINI DİNLEMELİ
 
Yaşanan gerilimlerin ötesi istenmeyen bir durumdur. Bu da Kürt-Türk çatışmasının ortaya çıkmasıdır. Şimdi Kürt meselesinin çözülmemesi, ertelenmesi bu çatışmanın varlığının devam ettirilmesi, Kürtlerde de Türklerde de tahribata sebep oluyor. Her iki tarafı da marjinal uçlara kaymaya itiyor. Birlikte yaşamanın zeminini zayıflatıyor. Kürtler ve Türkler daha aşırı milliyetçiliğe kayıyor. Kürtler adına hareket eden Kürt entelektüellerin ulusalcı cephe içinde yer alması söz konusu olabilir; ama Kürtlerin topyekûn ulusalcı cepheye kayması düşünülemez. Bölgede Kürt seçmen kitlesinin kullandığı oylardan hareketle bunu söylemek mümkün. AK Parti, Türkiye partisi olduğu için yerelle fazla ilgilenemiyor. Yerel örgütler de doğru bildiklerini yukarı aktarmaktan çekiniyor. AK Parti, Kürt meselesini çözmek gibi bir niyete sahipse kendi yerel teşkilatları ile daha sıkı ilişkiler geliştirmesi gerekir.
* Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
 
 
 
 
 
Necdet Atalay*: BAŞBAKAN BİZE SOĞUK DUŞ ALDIRDI
 
 
Başbakan’ın devletle kavga eden, ekonomik kalkınma vadeden, tekçi anlayışa kafa tutan bir yapısı vardı. Ancak 22 Temmuz’dan sonra Genelkurmay’la oturdu. AKP bir şeyler vadediyordu ve Kürtler buna inanmıştı. Hatta biz, bize yetecek kadar oydan sonra gerisinin AKP’ye verilmesini istiyorduk. Ancak Başbakan bizi yanılttı, bize soğuk duşlar aldırdı. ‘Niye daha önce muhalefet yapmadık?’ diye düşünmeye başladık. Biz şimdi kendi dilimizce muhalefet yapıyoruz. Başbakan çok öfkeli ve ırkçı davranıyor. Ama DTP, PKK ve vatandaş ayırımı yapmıyor. AKP’nin Kuzey Irak ile görüşmesi, PKK ile mücadele etmenin yolları arandığı için bizi rahatsız ediyor.
* DTP Diyarbakır İl Başkanı
 
 
 
 
Şahismail Bedirhanoğlu*: İKİ PARTİ TEK TABAN
 
Var olan gerginliğe bakınca AK Parti de DTP de aynı tabanı kullanıyor. İkisinin de kapatılma davası var. Dışlanmış, horlanmış, yıllarca mağdur edilmiş bir kesim. AK Parti ve DTP’nin tabanı demokratikleşmeden ve AB’den yana. Dolaysıyla bu kavgada halk kaybeder. Tabii gerilim statükocuların da işine yarayacak. DTP artık makul tepki yolları geliştirmeli. Oturma eylemi gibi. Sokak olayları ve gerilimden sonuç alınmayacağını bilmeli. Bu toplumu da terörize eder.
* Güneydoğu Sanayici ve İş Adamları Derneği
(GÜNSİAD) Genel Başkanı
 
 
 
Mehmet Öcal*: ZORLA KEPENK KAPATTIRANLAR İNSANLARIN GÖNLÜNÜ KAPATAMAZ
 
 
 
Bölgede biz ve DTP yarışıyoruz. Biz DTP’nin kapatılmasını istemiyoruz, onlarla demokratik çerçevede yarışmak istiyoruz. Ama DTP’li arkadaşlarımız faaliyetleriyle partiyi kapatmak için ellerinden geleni yapıyor. Biz onları sağduyuya davet ediyoruz. DTP insanımıza sunacağı bir şey olmadığı için gerilim oluşturuyor. Bu gerilim bizim için iyi sonuçlar doğuruyor. Ve vatandaşın bize olan teveccühü artıyor. Çünkü artık halk baskıdan bıkmış durumda. Zorla kepenk kapattıranlar yarın seçimde perde arkasında gönülleri kapatamaz.
*AK Parti Diyarbakır İl Başkanı


aksiyon

 
GÜNÜN YAZARLARI
Yüreğimiz kan ağlıyor ama...

Hasan Celal Güzel
Radikal
YAZARLARIMIZ
Hüseyin YürükAnalitik Bakış
Hüseyin Yürük
YENİ
Erhan AfyoncuAnalitik Bakış
Erhan Afyoncu
Recep KoçakAnalitik Bakış
Recep Koçak
YENİ
Selahattin SemizAnalitik Bakış
Selahattin Semiz
Melih DumanAnalitik bakış
Melih Duman
Şevket Süreyya BaydemirAnalitik Bakış
Şevket Süreyya Baydemir
YENİ
Y. Emre TozalAnalitik Bakış
Y. Emre Tozal
GAZETE 1. SAYFALARI
PİYASALAR
HAVA DURUMU