Afrika’daki sömürgelerini bırakan Avrupalı devletler, sömürgelerinden çekilirken, bu ülkelere kin ve nefret tohumu atmaktan da geri durmadılar.
Herhalde Afrika’yı en iyi tanımlayan cümleyi, yine bir Afrikalı söylemiştir; “Beyaz Adam geldiğinde bizim elimizde toprak, onların elinde İncil vardı. Gözlerimizi kapatmamızı istediler, kapattık. Gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İncil, onların elinde ise topraklarımız vardı.”
Afrika’da yaşanan olayları özetleyen bu kıssa, son günlerde Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde yaşanılanlara da ayna tutmakta.
Aslında, Afrika için her şey 19.yy. da başladı. “Beyaz adam” Afrika’yı sömürgeleştirmeye başladığında, devlet halinde bile bulunmayan Afrika ulusları kısa süre içerisinde Avrupalılar tarafından harita üzerinde parçalanarak devleştirildi, paylaşıldı.
Devletleşen Afrikalılar, 1960’lı yıllara kadar sömürge sahibinin himayesinde horlanıp ötelendi. Afrikalı devletlerin büyük çoğunluğu bağımsız olduğunda ise, hiçbir şey onlar için henüz bitmemişti. Tam aksine Afrikalılar için, asıl sömürgecilik şimdi başlıyordu ve bir de buna, ülke içinde yaşanan kaos eklenmişti.
Afrika’daki sömürgelerini bırakan Avrupalı devletler, sömürgelerinden çekilirken, bu ülkelere kin ve nefret tohumu atmaktan da geri durmadılar.
Afrika’da, bugüne kadar gelinen süreçte, yaşanılan her kavganın ya da savaşın ardında nedense batılı, büyük(!) devletleri görmemiz bizi şaşırtmıyor. Özellikle de, her Afrika ülkesinde, aynı sorunların olması, sömürgeci devletlerin sömürü zekâsının ürünü olsa gerek.
Burundi, Angola, Ruanda, Kongo gibi ülkelere baktığımızda, bu Orta Afrika ülkelerinin iki ortak özellikleri bulunmakta. Birincisi, çok etnisiteli yapıya sahip olup,çoğunluğun yönetilen, azınlığın ise yöneten olması; ikincisi ise, her devletin de çok zengin yeraltı kaynaklarına sahip olması.
Mezkûr ülkelerde yaşanan iç savaşların sebeplerine baktığımızda aynı fabrikanın mamulü gibi durmaktalar, aynı Kongo gibi.
Kongo da, sömürgecilik payı Belçika’ya düşenlerden. Belçika Kralı II. Lepold döneminde, sömürgeleştirilen Kongo ya da Zaire, sömürgeleştirme süresince tarihe not düşülen bir soykırıma tabi tutulmuş, Kongo’nun 30 milyonluk nüfusu, sömürgeleştirme süreci gerçekleşene kadar 9 milyona düşmüş.
Kongo’nun zengin, altın ve elmas kaynaklarını elde etmek adına işlenen bu cinayetler, insan hakları denildiğinde dikkat kesilen, Belçika tarafından işlendi.
Evet, yanlış duymadınız. İnsan hakları temsilcisi Belçika’dan bahsediyoruz. Tabiî ki Belçika için, insan kelimesi, yalnızca ülkesi içinde yaşayan Belçikalıları kapsamakta, Kongolular ise tasnif dışı.
“Kongo vahşetini” uygulayan Belçikalılar, 1960 yılında Kongo’ya göreli özgürlük verdi.
Tabi, bilindik sömürge kurallarını uygulayarak.
Belçika, ülkede azınlıkları iktidar yapıp, çoğunluğu ise ona tabi kıldı ve sonrasında körüklenen etnik milliyetçilik, Kongo’yu bugün yaşanılanlara getirdi.
Dönemin İngiltere Başbakanı Palmerston, 1 Mart 1848’de parlamentoda, meclis üyelerine, “Geçerli olan tek şey çıkarlarımızdır. Ve çıkarlarımızı sonuna kadar gözetmek bizim görevimiz” diyerek etkileri 21. yüzyıla kadar uzanacak sömürge ateşinin, hiç sönmemecesine devam edeceğinin sinyalini verdi.
Aynı zaman diliminde yaşanan iki olay ne kadar manidardır. Zenci Obama’nın iktidar sahibi, “efendi” oluşu ve “köle” Kongo’nun efendisine hizmet için, bilmeden köleliğe devam etmesi.
Kongo mu? Kongo galiba, ülkesinde var olan, yeraltı kaynakları tükenene kadar benzer sahneleri -etnik kargaşa ve iktidar mücadelesini- yaşamak zorunda!
analitik bakış