| |
Van eski savcısı Ferhat Sarıkaya`yı Şemdinli olayından tanıyoruz. Şahsen hiç görüşmem yok. Şemdinli iddianamesi sebebiyle başına gelenlerden sonra kendisine ulaşıp geçmiş olsun demek ve eski bir HSYK mağduru olarak derdini paylaşmak istedimse de kendisine ulaşamamıştım. Medya da geçen haftaya kadar kendisine ulaşamadı. Bu arada hakkında bazı dedikodular çıkarıldı. Fetullah Gülen Hocaefendiye yakın olduğu, Amerika’ya gittiği gibi haberler uyduruldu. Uyduruldu diyorum zira 21 Şubat pazar günü hemen hemen bütün gazetelerde Sarıkaya bu haberleri yalanladı. Pasaportunun bile olmadığını ifade etti. Gündemi yakından takip etmediğini, çok sıkıntı çektiğini, eşi ve iki çocuğunun geçim derdiyle uğraştığını, kirada oturduğunu, borçlarını ödemek için arabasını sattığını, avukatlık da yapamadığı için başka bir avukat arkadaşının yanında müşavirlik yaparak geçimini sağladığını söylüyordu. Kimseye kırgın olmadığını söylerken, söylemek istediği halde pek çok şeyi söylemediği sorularına da evet diyordu. Fakir fukaranın vergileriyle oluşan devlet bütçesinden tazminat almayı doğru bulmadığı için de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmadığını açıkladı.
Sarıkaya`nın bu açıklamalarını önce radyodan dinledim, ertesi günü de gazetelerde tekrar okudum. Gözlerim 2006 yılından beri basında dolaşan genç dinamik, kravatını düzelten resmi ile son çekilen fotoğrafı arasında gitti geldi. Her haliyle yıpranmış, beyazlamış kısa saçları, çektiği çileyi, mağduriyetini ve mazlumiyetini gösterirken, başı dik ve vakurlu duruşuyla adaletin tecellisi için görevini yapmış olmanın huzurunu hissettiriyordu.
Ferhat Sarıkaya ne yapmıştı da mesleğinden atılmıştı? Bu sorunun cevabı son HSYK krizini de aydınlatacağı için hatırlamakta yarar var. Şemdinli Umut Kitabevi’nin bombalanması ve bir kişinin ölümü olayını soruşturan Sarıkaya, halkın suçüstü yaptığı iki astsubay ve bir itirafçı hakkında dava açarken, olayı derinlemesine incelemişti. Olayın derin devlet bağlantısını, devlet içinde sözde devlet adına illegal oluşumlara dikkat çekmiş bu meyanda dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Büyükanıt’ın Diyarbakır’da görevli olduğu dönemde benzer olaylara karıştığı iddialarının Genelkurmay Askeri savcılığınca soruşturulmasını istemişti. İddianamesi Ağır Ceza mahkemesince kabul edilerek sanıklar mahkûm edilirken, Sarıkaya hakkında soruşturma yapıldı. Adalet Müfettişleri yapılan işlemlerde suç teşkil eden bir eylem olmadığı tespitinde bulundular. Sadece iddianame tanziminde özensizlik olarak niteledikleri durumlardan dolayı uyarılması önerisiyle dosyayı HSYK’na gönderdiler. HSYK ise Sarıkaya`yı meslekten ihraç etti. Avukatlık yapma hakkı da elinden alınan savcı Sarıkaya o günden beri gözlerden ırak borçları ve geçim derdiyle uğraşmakta olduğunu kamuoyu kendisinden öğrenmiş oldu. Taraf` ın sürmanşetten verdiği ¨neden saçların beyazlamış arkadaş¨ sorusunun devamını şimdi ¨sana da benim gibi çektiren mi var¨ diyen meslektaşları söylüyorlar.
Şemdinli iddianamesinde sanıkların ¨derin devlet¨ bağlantılarına dikkat çekmesi ve Org. Büyükanıt hakkında suç duyurusunda bulunması Sarıkaya’nın ipinin çekilmesi için yeterli olmuştu. 1980 darbesiyle oluşturulan anayasal sistemin dokunulmazlarına hukuku göstermek en büyük suçtu. Sarıkaya’nın suçu, Erzurum savcıları hakkında da iddia edildiği gibi, yetkisini aşması değil, yaşadığı ülkenin askeri vesayet altında olduğunu unutup gerçek bir hukuk devleti zannetmesiydi.
Geldiğimiz noktada, Erzurum özel yetkili savcılarının yetkilerinin alınması da aynı sebeplere dayanmaktadır. “Kağıt parçası” denilen ancak Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı Adli Tıp raporuyla kesinleşen İrtica ile Mücadele Eylem Planını Erzincan`da uygulamaya koyma iddiasıyla soruşturulan şüphelilerin makam ve sıfatları arkasına gizlenen derin amaçların, hukuk devletinden üstün tutulduğunu bir kez daha gösterdi. Bunca alınan yola rağmen vesayet rejimi direniyor ve varlığını sürdürüyor. Ama hukuku, yüksek yargıçlardan oluşan HSYK`ya çiğnettirerek, çetelerle, cuntalarla hukuk içinde mücadele eden hakim ve savcılara gözdağı verilse de, fehim, metin, mekin, adil hakim ve savcılar adaletin tecellisi için gerekeni yapmakta kararlılar. HSYK’na destek ziyaretinde bulunan Yargıtay üyeleri ise, benzer durumda özel yetkili savcıların yetkili olduğuna dair verdikleri kararla yüzleşmenin ve ihsas-ı reyde bulunmanın utancını taşıyorlar mı bilmiyorum.
Gazetelerde Ferhat Sarıkaya’nın açıklamalarını okuyup iki farklı resmine bakan HSYK üyelerinin vicdanları sızladı mı dersiniz? |
|