Bir günlüğüne sıyrılın rutin yaşamınızdan. Hemen yanı başınızda ya da dünyanın bir yerlerinde; beslenme, sağlık ve barınma problemleri yaşayan insanları anlamaya ve öğrenmeye verin kendinizi.
Zihninizi yoran siyasi çekişmeleri, yarına ne kadar para kazanacağınızı, gayrimenkullerinizi bir yana bırakın. Kalbinizi rakikleştirecek bir meşguliyet bulun. Evinizi mutlu edin ve sonra “mutlu etme” sınırlarınızı genişletin.
Neler mi yapabilirsiniz?
Akrabalarınızdan tümüyle haberdar mısınız? Bir düşünün bakalım. Ya onlardan biri her turlu sıkıntıya rağmen kapınızı çalamadıysa; ya gerçekten zor durumdaysa?
Komsunuzu gerçekten tanıyor musunuz; onlar açken siz tok yatmış olmayasınız? Ya soğuk kış günlerinde evleri soğuksa, bir çorbaya dahi muhtaçlarsa? Ya sizin çocuğunuzun yaşındaki çocukları hastaysa ve hastaneye harcayacak yeterli maddi güçleri yoksa?
Nerden mi esti böyle bir yazı?
Hafta sonu Kutup Yıldızı Sağlık Gönüllüleri Derneğinin programına katılma şansına nail oldum. Organizasyonun; kalabalıklığı, samimiyeti, orada ilgi ve heyecanla bakan gözlerin varlığı ve bizleri güzel bir İstanbul sabahına uyandırması ya da bizim gözlerimizi açması takdir edilesiydi.
Gelen konukların bir kısmının da “çarpıldık” dercesine anlatılanları onaylaması organizasyonun başarısının göstergesiydi.
Düşünsenize… Bizler henüz komşumuzun hatta aile bireylerimizin kederlerinin farkında değilken, “birkaç iyi adam” bir araya gelmiş ve “sarılacak daha çok yara var” diyerek dünyanın öteki ucuna gitmeye karar vermişler.
Nereye gittikleri çok önemli değil esasında. Orada ne yaptıkları yahut hangi yaralara merhem olduklarıdır bilinmesi gereken.
Bahtları da yüzleri gibi kara olan insanların yaşadığı bir dünyaya gitmişler. Suyun, yiyeceğin, doğru düzgün barınağın olmadığı bir yere...
Gönüllü bir doktorun anlattığına göre, halkın %60’ı, adını unuttuğum, “kuşyemine benzeyen” bir ürünle besleniyor ve başka bir tat bilmeden hayata veda ediyorlar. Oysa biz soframızdaki onca çeşide dahi kızabiliyoruz değil mi?
Bu besini geç de olsa misafirlere ikram etmeleri çok etkileyici oldu doğrusu.
Gösterilen resimlerde neler mi vardı?
“İçme suyu” diye çamurlu su içenler, “yatak” diye toprak üstünde yatanlar, “tarla” diye üç ayda bütün yıl yiyebilecekleri besini üretmeye çalışanlar ve “oyuncak” diye verilen bir balonla havaya ucan masum çocuklar...
Oralara giden doktorlar çok emek sarf etmişler. Ameliyatlar yapmışlar. Gözleri görmeyenler görmeye başlamış, dünyaya yeni bireyler katılmış ve yıllardır ağır birer yük olan yaralarından kurtulmuş insanlar.
Programa katılan Abdurrahman Dilipak “bu tur organizasyonların farzı kifaye olduğunu” belirtti. Fakat sizce de “başkası yapınca, sorumluluğu üzerimizden kalkan farzı” fazlaca suiistimal edip hepten uzaklaşmıyor muyuz? Oysa keşke her birimiz bilebilsek, haberdar olsak ve yapabilsek elimizden geleni.
Derneğin logosu ve spotu da hayli ilginçti. Pansuman yapılmış bir dünya resmi ve altında “sarılacak çok yara var” sloganı. Bir tane daha logo var ama neden iki tane? O da fena değildi. “Kutup Yıldızına bakan bir çocuk” resmi...
Bu tür derneklerin tanıtım ve iletişimleri de güçlü olmalı ki “uyandırabilsinler” insanları.
Tek takıldığım nokta şu. Böyle ulvi çalışmalar yapan dernekler neden tanıtımlarını “pahalı” yerlerde yaparlar?
Bir soru da varsın cevapsız kalsın.
Gözümüzü açtığın ve yolumuzu aydınlattığın için teşekkürler “kutup yıldızı”.
|