Ana Sayfa - Analitik Bakış   dahi etüt
 
 


Prof. Dr. İdris Bal
Prof. Dr. İdris Bal

Füze Savunma Sistemi ve Türkiye
NATO’nun Lizbon zirvesi 19-20 Kasım 2010 tarihlerinde Portekiz’in başkenti Lizbon’da gerçekleşti.
29 Kasım 2010 Pazartesi 08:13
Kaynak: Analitik Bakış
Arkadaşına Gönder Yorum Ekle Yazdır Yazdır Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google'da paylaş Delicious'ta paylaş Digger'da paylaş Yahoo'da paylaş
 
Zirvede NATO yeni stratejik konsepti, Füze Savunma Sistemi, AB-NATO ilişkileri, Afganistan, Rusya-NATO ilişkileri önemli gündem maddeleriydi. Türkiye’de özellikle Füze Savunma Sistemi en çok tartışılan konu oldu.
Füze savunma projesi aslında bir ABD projesidir ve ilk olarak Soğuk Savaş döneminde, Başkan Reagan döneminde (1981-89) yıldız savaşları adı ile gündeme geldi. Uydudan tespit edilen düşman füzelerinin, ışınlarla yok edileceği öngörülüyordu. Bu proje daha sonra Soğuk Savaş’ın sona ermesi, Varşova Paktı’nın ve SSCB’nin dağılması ile rafa kalksa da, Bush döneminde tekrar gündeme geldi. Doğu Avrupa ülkelerinden Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne füzelerin yerleştirilmesi tartışılıyordu. Bu durum bir taraftan Rusya’nın büyük tepkisini çekerken, diğer taraftan Bush yönetimi ABD’de sona erip Demokrat Obama’nın iktidar olması ile bu girişim de sonuçsuz kaldı.
ABD’deki Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasındaki temel fark, özellikle Bush döneminde Cumhuriyetçi yaklaşım “ben güçlüyüm yaparın”, şeklinde özetlenebilirken, Demokratlar daha fazla diplomasiye önem vermenin gerekli olduğuna, NATO, BM gibi uluslar arası teşkilatlarla, küresel ve bölgesel güçlerle işbirliği ile ABD çıkarlarının daha iyi gerçekleştirilebileceğine inanmaktadırlar. Aslında, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar aynı temel hedef için çalışmakta, Soğuk Savaş sonrası en önemli güç haline gelen ABD’nin pozisyonunu, küresel ve bölgesel dengeleri muhafaza ederek ve yönlendirerek, güçlendirmek istemektedirler. Özellikle, Afganistan ve Irak işgalleri ABD için imaj kaybına sebep olmuş, istikrar, barış ve takip edilecek model ülkeler ortaya çıkartılamamıştır. Bu iki sorundan ABD’yi en az kayıpla kurtarmak amaçlanmaktadır.
Bu çerçevede Demokratlar ABD’de iktidar olduktan sonra, Rusya’nın ve diğer ülkelerin tepkisini azaltmak ve hedefi genişletebilmek için Füze Savunma Sistemi’nin NATO projesi haline getirilmesinin daha doğru olduğuna karar verdiler. Bu hem ABD’ye yönelik tepkileri azaltacak, hem hedefi genişletecek, hem maliyetlere yeni ortaklar katacak akıllı bir yaklaşımdır. Aynı zamanda bu proje ABD’ye para kazandıracak, ABD silah sanayisi için yeni fırsatlar doğacaktır. Bu mantık çerçevesinde, Füze Savunma Sistemi NATO yeni stratejik konseptinin parçası haline getirildi.
 
Türkiye’nin Yaklaşımını Etkileyen Faktörler
Füze Savunma Sistemi’nin NATO projesi haline getirilebilmesi için NATO üyesi ülkelerin mutabakatı, yani onayı gerekiyordu. Türkiye’nin NATO üyesi bir ülke olarak söz konusu projeye yaklaşımını üç faktör etkiledi.
İlk olarak, geçmişteki birçok tatsız olaydan dolayı Türk karar vericileri ve Türk halkı Batı ve ABD kaynaklı yaklaşımlara şüphe ile bakar hale gelmiştir. Türkiye’ye yerleştirilen Jüpiter Füzeleri ve Küba krizi sonrası bunların Türkiye’ye danışılmadan geri çekilmesi, Johnson mektubu ile Türkiye’nin ABD tarafından tehdit edilmesi, 1975-1979 arası ABD tarafından Türkiye’ye silah ambargosu uygulanması, Kongre’ye gelip giden Ermeni tasarıları, özellikle Avrupa ülkelerinin terör konusunda samimiyetsiz duruşları, çifte standartlı politikaları, halen terör örgütünün yayın organının Danimarka’da bulunması, diğer Avrupa ülkelerinde genellikle terör örgütünün faaliyetlerine müsaade edilmesi, gibi örnekler Türkiye’nin Batı ve ABD kaynaklı projelere şüphe ile bakmasına yol açmakta olup bir güven krizi bulunmaktadır.
İkinci olarak, Türk karar vericileri Türkiye’nin pozisyonunu, dış politikası ilkelerini, komşularla ilişkilerini ve dünyaya bakışlarını yeniden gözden geçirdi ve Türkiye daha özerk, Ankara merkezli, barışa inanan, işbirliğine inanan politikalar takip etmeye başladı. Komşularla sıfır sorun politikası çerçevesinde komşularla sorunların çözümü için ciddi gayret sarf edildi ve genelde Türkiye’nin ilişkileri başta Suriye ile olmak üzere olumlu bir şekilde gelişmektedir. Ayrıca Rusya da Türkiye’nin yakın bir dostu ve ticari ortağı haline geldiği gibi Türkiye, Çin, İran dahil daha bir çok bölge ve ülke ile ilişkilerini geliştirme arayışındadır. Bu nedenle Türkiye, Füze Savunma Sistemi projesinden dolayı kendisinin sürdürmekte olduğu etkin dış politikanın, komşuları ile gün geçtikçe iyileşmekte olan ilişkilerinin zarar görmesini istememektedir.
Üçüncü olarak ise, II. Dünya Savaşını takiben Sovyet baskısından dolayı Batı bloğuna dahil olmuş, bağımlılıklar, alışkanlıklar oluşmuştur. Halen de özellikle ABD politikaları ile Türkiye’nin politikaları aslında örtüşmeyen taraflar olduğu gibi, Balkanlardaki gelişmeler başta olmak üzere, örtüşen tarafları ağır basmaya devam etmektedir. Bu durum da Türkiye’yi, Batı bloğunda kalmaya ve ABD başta olmak üzere Batı ile iyi ilişkiler içinde olmaya teşvik etmektedir.
Dördüncü faktör ise Türkiye özerk politikalar takip etmeye başladıktan, İsrail ile sıkıntılar ortaya çıktıktan sonra, dünyadaki Yahudi lobisi başta olmak üzere, Türkiye’yi yine eskisi gibi sadece Batıya dönük ve mahkum görmek isteyen kesimler, Türkiye’ye ve özellikle şimdiki iktidara yönelik ağır karalama kampanyası başlattılar, eksen kayması iddialarını ortaya attılar. Türkiye içerisinde de, siyasi istikrarın, ekonomik gelişmenin ve şimdiki iktidarın kendi lehlerine olmadığını düşünen kesimler de bilerek veya bilmeyerek dışarıdan yapılan propagandalara içeriden de destek sağladılar. Bu hassas durum ise Türk karar vericilerin zirvedeki tutumlarında etkili olmuştur.
 
Türkiye’nin Dengeli Yaklaşımı ve Başarısı
Bu nedenlerden dolayı Türkiye hassasiyetlerini daha zirveden önce ortaya koydu. Türkiye yeni Füze Savunma sistemi projesinin belirli bir ülkeye, yada ülkelere karşı olmasını, özellikle Türkiye’nin komşusu İran yada ticari ortağı Rusya gibi ülkelerin Füze sisteminin hedefi olarak açıklanmaması gerektiğini talep etti. Aksi halde Türkiye’nin söz konusu ülkelerle ilişkileri zarar görecekti.
Diğer bir konu ise, sadece bir kısmı değil, tüm Türkiye Cumhuriyeti topraklarının Füze savunma sistemi tarafından korunması gereği vurgulandı. Bunun ötesinde Türkiye Sistem tamamıyla bir NATO sistemi olmasını ve kullanımında tek bir devlet değil, ortak komuta anlayışının hâkim olmasını savundu.
Zirvede Türkiye’nin hassasiyetleri ve konumu göz önüne alındığında Füze savunma sitemi ile ilgili teorik olarak önünde üç seçenek yer almaktaydı.
İlk olarak, Türkiye hiçbir itirazda bulunmayarak projeye “evet” diyebilirdi. Böyle bir durumda hedef gösterileceği, özelikle İran’a vurgu yapılacağı için Türkiye’nin özellikle, İran ve Suriye ile ilişkileri zarar görecekti. Ayrıca, gerek füze sisteminde ortak komuta anlayışı, gerekse tüm Türkiye Cumhuriyeti topraklarının koruma altına alınması bağlamındaki hassasiyetleri dikkate alınmayacaktı.
İkinci olarak, Türkiye zirvede “hayır” deyip projeye engel olabilirdi. Böyle bir durumda ise, hem yurt dışında, hem yurt içinde Türkiye’ye ve hükümete yönelik acımasız propagandalar başlar, Türkiye’nin İran’a döndüğü, ekseninin kaydığı iddiaları daha güçlü ortaya atılır, Avrupa ve ABD’deki Türkiye’yi destekleyen kesimleri de zor durumda bırakabilirdi.
Diğer taraftan, Türkiye’nin ABD ile, AB ile örtüşen politikaları, müzakere süreci, zaten İran’a yaptırımlar konusunda Brezilya ile beraber Türkiye’nin hayır oyu kullanması ve bunun getirdiği sıkıntılar göz önüne alınırsa, projeyi “hayır” diyerek engellemek bir çok soruna yol açacaktı.
Üstelik Türkiye’yi önemli yapan, onun sadece doğuya bakması, yada sadece Batı ile iyi ilişkiler içerisinde olması değil, birçok bölge ve ülke ile aynı anda barışa dayalı, işbirliğine inanan bir vizyonla, Ankara merkezli saygın ilişkiler kurabilmesi Türkiye’yi önemli ve kıymetli kılmaktadır. Yani sadece doğuya bakan, Batıdan kopmuş bir Türkiye şimdiki kadar etkin, önemli ve saygın olmayacaktır.
Dolayısı ile, üçüncü ve makul olan alternatif “evet” demek, fakat Türkiye’nin yukarıda bahsi geçen hassasiyetlerini ortaya koyup, onlar üzerinde ısrarcı olmaktı. Türkiye de bunu yaptı. Neticede Türkiye’nin hassasiyetleri dikkate alındı; İran veya başka bir ülke hedef gösterilmedi, Türk toprakları bir bütün olarak füze savunma sisteminin kapsamına alındı ve savunma sisteminde orta kamuta anlayışı kabul gördü. Bu bağlamda Türkiye, dengeli bir politika ile hem Batı ile köklü ilişkilerine zarar vermeden, hem de yeni açılımlara zarar vermeden, komşularını ve Rusya gibi yeni ortaklarını küstürmeden zirveyi başarı ile tamamlamıştır.
 
Sonuç
Lizbon’daki NATO zirvesinde Türkiye bir taraftan hassasiyetlerini ortaya koyarken, diğer taraftan, ne Batılı müttefikleri ile arasının açılmasına, ne de yeni aktif dış politikasının ve komşuları ile ve yeni ortakları ile ilişkilerinin zarar görmesine yol açacak adımlar atmış, dengeli bir yaklaşımla hem evet demiş, hem de hassasiyetleri bağlamında istediklerini almıştır.
Hiç şüphe yok ki ABD konumu itibariyle, dünya savunma harcamalarının yaklaşık yarısını kendi başına yapması gerçeğinden, teknoloji üretmesinden dolayı, NATO içerisinde de en etkili aktördür. İngiltere ve İsrail’in ABD ile özel ilişkileri dikkate alındığında, İsrail’in her ne kadar NATO üyesi olmasa da, Füze savunma sisteminden mutluluk duyduğu söylenebilir.
Türkiye açısından NATO üyeliği büyük önem arz etmekle beraber, Türkiye’nin kendi milli Füze savunma sistemini kurması, savunma sanayisinin dışa bağımlılıktan kurtulması, sayı itibariyle değil gerçekten caydırıcı gücü, teknik gücü yüksek, bir orduya sahip olması bir zarurettir. Fakat, medyaya yansıyan Fuhuş çetesinin aslında bir çok bağlantısının olduğu ve Türkiye’nin askeri sırlarının dışarıya satıldığı, vatana ihanetin söz konusu olduğu ve Türkiye’nin kendi milli savunma sanayisini kurmaması, dışarıya bağımlılığın devamı için gayret sarf edildiği iddiaları medyaya yansımaktadır. Bu iddialar bundan sonra alınacak tedbirler ve atılacak adımlar bağlamında önem arz etmektedir. 1948 yılında kurulan bir ülke orak İsrail’in kendi savunma sanayisini kurması, teknoloji üretmesi takdir edilmesi gereken bir durum iken, Türkiye’nin teknoloji üretme ve kendi milli savunma sanayisini kurmada geciktiği ve enerjisini gereksiz yerlere harcadığı da bir gerçektir.
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle beraber Fukuyama daha olumlu bir beklenti içerisine girip barıştan, demokrasiden ve düzenden bahsederken, Huntington ise yeni kutuplaşmalardan bahsediyordu. Bundan sonra dünyanın kültür ekseninde kutuplaşıp kutuplaşmayacağı tartışılabilir. Fakat, Füze savunma sisteminin Çin’i, Hindistan’ı, İran’ı, Rusya’yı birbirine yakınlaştırma ihtimali gözden kaçırılmamalıdır. Rusya ile NATO’nun özel ilişkilerinden dolayı belki Rusya Batıya yakınlaşabilir. Eğer öyle olursa, bu durum, yeni, tarafları farklı olan bir soğuk savaşın başlaması anlamına gelecektir.
Günümüzde birçok küresel sorunun olduğu bilinmekle beraber, söz konusu sorunların çözümü bağlamında ise kişiden kişiye değişmeyen, ülkeden ülkeye değişmeyen prensipler, kurallar yoktur. İran’ın füzelerine, nükleer çalışmalara karşı tepki varken, İsrail’in benzeri çalışmalarına tepki verilmemektedir. Bu mantıkla küresel sorunlar çözülemez.
Küresel sorunlar küresel duyarlılığa sahip medeni insanlarca çözülebilir. Medeni insan en çok tüketen, en ileri teknolojiye sahip insan değildir. Medeni insan kendisi ile barışık, toplumu ile barışık, dini dili rengi ne olursa olsun tüm insanlarla barışık, bunun da ötesinde tüm canlılarla ve çevreyle barışık, öldürmeye değil yaşatmaya formatlı insandır. Bu insanın elinde teknoloji insanların ve tüm canlıların hizmetinde, onları daha mutlu kılmak için kullanılırken, medeni olmayan vahşi insan ise öldürmeye formatlıdır, kendisiyle, tüm insanlarla ve çevresiyle kavgalıdır. O öldürmeye formatlı olup içinde yaşadığı hayatı mücadele ve savaştan, öldürmeden ibaret zanneder. Bu insan tipinin elinde teknoloji daha iyi öldürmek için, insana, tüm canlılara ve çevreye zarar vermek için kullanılır. Dünyanın insanlığın, ihtiyacı olan yaşatmaya formatlı insan tipidir. Bu insan tipi küresel sorunları da çözer, teknolojiyi de insanın ve dünyanın hizmetine sunar.
 
 
  Haber Etiketleri :

  Bütün Yazıları

 
AK Parti Neden Tekrar İktidar Olmalı?
Ortadoğu’daki Ayaklanmalar Ne Anlama Geliyor?
Füze Savunma Sistemi ve Türkiye
Türk Dış Politikasında Eksen Kayması Tartışmaları
Başkanlık Sistemi Sorunlarımıza Çare Olur mu?
Referandum Sürecinin Kaybedenleri Kimler Olacak?
Referandum: Statüko mu, Yoksa Millet mi Kazanacak?...
Türkiye’nin Terörle İmtihanı
Türk Dış Politikasında Eksen Yerine Oturuyor?
Başkanlık sistemi sorunlarımıza çare olur mu?
İsrail Yalnızlaşıyor mu?
Avrupa Neden PKK’ya Karşı Operasyon Düzenliyor?

 

Yorum Sizin! Siz de yorum yapın | Tüm yorumları oku

 

 

  Yazarlarımız  
Fransızlar Her Şeyden Korkarlar
Görme ve Duyma Yeteneğini Kaybetmiş Ümmet!
Değeriniz Samimiyetiniz Kadardır
Haşim Kılıç'ı Nasıl Bilirsiniz?
Özel Hayatı Tecavüze Uğrayanlar AYM'ne Bireysel Ba...
Süleyman Şah Türbesi'ni İkinci Abdülhamid Yaptırmı...
Bu Resim Nasıl Düzelir Aybalam!
Ayasofya Ne Zaman Aydınlanacak?
Afrika'nın veya Ulusların Zenginliği!
Biz Çadır Medeniyeti miyiz?
Bayramı Özlemdir Gurbetin
AK Parti Neden Tekrar İktidar Olmalı?
YAZARLARIMIZ
Barış Tarımcıoğlu 
Fransızlar Her Şeyden Korkarlar
Hüseyin Yürük 
Görme ve Duyma Yeteneğini Kaybetmiş Ümmet!
Recep Koçak 
Değeriniz Samimiyetiniz Kadardır
TÜM YAZARLARIMIZ 

GÜNÜN YAZARLARI
Fehmi Koru 
Cumhurbaşkanlığı Konusunda Bilinenler ve Bilinmeyenler
Abdulkadir Selvi 
Gülen'in Takke, Tespih Ve 'Kıtmir'ini İade Ediyorum
Ahmet Taşgetiren 
Amerika Camia’yı Kollar mı?
 
ÇOK OKUNANLAR  
 Bekir Bozdağ'dan Yargıya Müjde
 Birileri Afrika’daki Türkiye'den Rahatsız
 Egemen Bağış AK Parti'de İstenmiyor
 Türkiye'den ABD'ye Karşı Hamle
 Tayyar, CHP'nin Köşk Adayını Açıkladı
 Erdoğan Köşk'e Çıkacak mı?
 Fransızlar Her Şeyden Korkarlar
 Ukrayna'da Tansiyon Düşmüyor
 8 Ay Sonra O Meydan Yine Doldu!
 Malezya Başbakanı Türkiye'ye Geliyor
 
  copyrigth © analitikbakis.com
Lastik | Bize Ulaşın | Künye | RSS | Hakkımızda | Reklam | Sık Kullanılanlara Ekle | Giriş Sayfam Yap  

Basın ve Yayın