Haydar Muhammed (El-Vasat Gazetesi / Bahreyn) / Çeviren: Halil Kendir
Eğer Hüseyin Barak Obama hakkında hüsnü zanda bulunursak, söyleyeceğimiz şey onun da bizim gibi bir kurban olduğudur.
Obama belki de en büyük kurban. Çünkü o, hegomanya, çifte standart ve taraf tutma mantığına dayanan Amerika’nın stratejik dış siyaset yörüngesinden çıkmaya en ufak bir geçit bulamadı. Özellikle de bu bölgenin sorunlarıyla ilgilenirken.
Sayın başkan!... Amerika’da gücü elinde tutan siyonist lobinin kurbanı oldunuz. Yani Amerika’daki siyasi kurumlara, ekonomik imparatorluğa ve bir ahtapot gibi her tarafa uzanan medyaya hükmeden lobinin.
Şunu çok iyi idrak ediyoruz ki, esaslı hiçbir şeyi kesinlikle değiştiremeyeceksin veya Amerika ile Arap ve İslâm alemi arasındaki derin boşluk üzerine bir köprü kuramayacaksın... Ancak bizi mazur gör; çünkü biz Beyaz Saray’dan çıkan bir atın üzerine binmiş ve bizi karabasanlarımızdan kurtaracak hayaller süvarisinin karşısında olduğumuza inandık.
Sayın başkan!... Şunu açıkça ifade edelim ki, sende doğruluk ve sıcak duygular bulduk. Hemen elimizi sana uzattık ve hiç tereddüt etmeden birleşmek üzere seninle anlaştık. Senden mukaddem veya müeccel bir mehir de talep etmedik. Çünkü biz sevgimizi, güvenimizi ve saygımızı kazandığını kabul ettik.
Kahire üniversitesinin büyük salonunda bize hitap ettiğinde, sana bir üniversite hocası, hatta iyi konuşan bir filozof gözüyle baktık. Konuşmanda bizim bildiklerimizi, hatta daha fazlasını bulduk. Çünkü sen ayet, hikmetli söz, Hz. Peygamberin hadisi ve güzel öğüde varıncaya kadar her şeyi konuşmanda kullandın.
Ancak şimdi anladık ki, güzel vaazların yeri hikmet evleri, filozofların yeri üniversiteler veya ıslah davetçilerinin yeri topluluklardır. Yine ancak şimdi öğrendik ki, tadına doyulmayan güzel hitabetler sadece az bilinçli ve duygusal düşünceye sahip kalabalıklar önünde yapılır.
Sayın başkan!... Sana olan aşırı sevgimizden dolayı, acaba Barak Hüseyin düşmanlarımıza karşı takiye olarak müslümanlığını gizliyor mu diye kendi aramızda tartışır hale geldik. Çünkü sende, tıpkı bizim halklarımız gibi ayrımcılığa ve zulme uğramış siyah tenli bir genç görüyorduk. Verdiğin güvenle bizi ayarttın. O yüzden şimdi şokla uyanmış bulunuyoruz.
Sayın başkan!... Eğer seni yetmiş tahtırevan üzerinde taşıyacak olsak, senin hakkında söyleyeceğimiz şey şudur: Sen ülkenin dış siyasetini kirlerden arındırdın. Ancak her şeyden önce bizim yapmamız gereken şey ise akıllarımızı vehimlerden arındırmaktır.
Belki senin yaşadığın zorluklar da bizim yaşadıklarımızdan farklı değildir. Şu farkla ki, sen yeryüzünün her tarafında, doğusunda, batısında, kuzeyinde ve güneyinde yeni savaşlara ve maceralara girmek için okyanuslar aşan Amerika Birleşik Devletlerinin kırk dördüncü başkanı sıfatını taşıyorsun.
Sayın başkan!... Başkan oluşunuzdan bugüne geçen 400 günlük süre zarfında çok iyi anladık ki, söylediklerinizle yaptıklarınız arasında çok büyük fark var. Bize Filistinlilerin çektiği acıları bitirme konusunda samimi olduğunu ve Filistin meselesinin dünyanın istikrarsızlığında bir etken olduğunu söyledin.
Evet, özel temsilcin senatör George Michael’i bize gönderdiğini, onun millerce yolu kat ederek bölge başkentlerini defalarca dolaştığını inkar etmiyoruz. Ancak bir yıl geçtikten sonra görüyoruz ki, Michael görevinde başarısız oldu. Filistinlilerin Batı Yakası ve Gazze’deki durumu Michael’in ziyaretinden önceki halinden daha kötü. Şimdi son yaptığın konuşmanın uzun satırları arasında “Filistin” kelimesinin kendine her hangi bir yer bulamadığını görüyoruz. Bizim meselemiz dışında her şeyden bahsettin.
Sayın başkan!... George Bush döneminde Afganistan ve Irak’ı ezip geçen Amerika’nın geleneksel dış siyasetinin seni de esir almamış olmasını ümit ediyoruz. Ancak şu anda şahit oluyoruz ki, yeni yanlışlara düşmenin eşiğindesin. İran’da... Pakistan’da... Yemen’de... Bugün Sudan’ı da aynı listeye dahil ettiniz. Yeni facialarla uyanmamamız için Allah bugünümüzü dünümüzden hayırlı kılsın.
Evet, geride kalan yılın bir kaç ayında romantik bir balayı yaşadığımızı kabul ediyoruz. Doğrudur, sen de çok sayıda başarısızlığa uğradın ve umduklarına nail olamadın. Ancak şüphe yok ki, senin uğradığın başarısızlıklar bizimkilerden çok daha azdır. Ancak seni bizden ayıran özellik şu ki, sen başarısızlıklarını itiraf ettin. Biz ise hezimetlerimize kahramanlık elbisesi giydirdik. Böylece ümitlerimiz ile vehimlerimizi birbirinden ayıramaz hale geldik.
Sayın başkan!... Kabul ediyoruz ki konuşman duygularımızı coşturmuştu. Yaralarımızdan bir çoğunu bir nebz |