Analitik Bakış: Hükümetin gündeminde İç Hizmet Kanunu’nun kaldırılması ve Kırmızı Kitap’ta değişiklikler yapılması var. Sizin bu konular hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
SİYASİ İRADE VE SİLAHLI KUVVETLERİN YETKİ AYRIMLARI KESİN OLARAK BELİRLENMELİ
Nasuhi Güngör: Olağanüstü dönemlerde Türkiye’de hukukun dışına çıkılan ya da hukuk dışı anlayışları ortaya koyan uygulamalar her zaman oldu. 28 Şubat’ta siyaseti post modern darbe ile tasfiye eden güçler bir sonraki siyasetin de kendi denetimlerinde olması için böyle bir protokolü, böyle bir metni düzenlemişlerdi. Tabi böyle metinler, siyasetin güçlü olduğu zamanlarda en azından sistem içinde işleyişin rahatladığı zamanlarda çok problemmiş gibi karşımıza çıkmıyor. Asıl sorun, gerginliklerin yaşandığı, olağanüstü krizlerin ortaya çıktığı zamanlarda bu tür metinlerin siyasetin aleyhine kullanılıp kullanılmayacağıdır.
Her zaman böyle bir kuşku ile yaşamaktansa sisteminizi bir hukuki temele oturtup, bu tür metinleri de sisteminizden çıkarıp bunları adam gibi mecliste siyasi partilerle konuşarak bir karara bağlamak işin en doğrusudur. Bir deprem anında, Allah korusun bir doğal afette askerlerin ne tür müdahalelerde bulunacağı kadar burada siyasi iradeye tabi olup olmaması ile de ilgili bir problem ortaya çıkıyor.
Bakın Türkiye’nin sadece yapması gereken şu: Hangi durumda olursa olsun, en kötü durumda bile kriz durumunda bile siyasi iradenin meseleyi yürütmesi ve diğer kurumların da bir eş birim dâhilinde ona yardımcı olmasıdır. Mesele bu kadar basit aslında. Ama bizim geçmişte yaşadığımız darbe ve muhtıralara baktığımızda böyle metinlere açık kapı bırakmamak da en doğrusudur.
Türkiye acilen oturup, parlamentosunda bunları tartışıp bu metinleri adam gibi yapmalı.Bu adam gibi metinlerden de kastım şudur:Diyelim ki bir orman yangını başınıza geliyor,İşte bu durumda 'Siyasi irade ne yapacak, silahlı kuvvetler ne yapacak?' gibi konular doğru dürüst ortaya konmalıdır.
Analitik Bakış: Kırmızı Kitap’ta yer alan iç tehdit algılamasını da bu minvalde mi değerlendirmek gerekir?
HERKESE POTANSİYEL TEHDİT OLARAK BAKMAK BİZE HİÇBİR ŞEY KAZANDIRMAYACAKTIR
Nasuhi Güngör: Milli Güvenlik Siyaset belgesi tabi ki biraz daha farklı bir konudur. Dünya’da gerek soğuk savaş döneminin etkisi ile gerekse diplomatik algıların farklılığı yüzünden herkesin kendi içinde dünyaya bakışını, kendisine bakışını belirleyen ya da tecrübelerinden kaynaklanan bakış açıları vardı. Bugün de vardır yarın da olacaktır.
Ama Türkiye’deki sorun şu:Milli Güvenlik Siyaseti belgesi ya da diğer özel metinlerimizde gizli kapaklı ya da açıkça tehdit algılarımız yakın bir tarihe kadar hep içe dönüktü. Çünkü kendi ülkenizde yaşayan insanları tehdit olarak gören bir algının devamı idi bu. Buna da bölücülük, irtica gibi bir takım adlandırmalar getiriliyordu.
Bunun tehlikesi de şudur:İçeride insanları tehdit olarak gördüğünüz zaman dışarıdakileri zaten potansiyel olarak tehdit görüyorsunuz. Burada iç ve dış politikada bu tür gizli protokollerdeki maddeler düzenlenmelidir. İçeride ve dışarıda sürekli operasyonlar yapma temayülünde olmak, herkese potansiyel tehdit olarak bakmak bize hiçbir şey kazandırmayacaktır.
Ülkemize sıfır olmasa da en alt seviyede problemleri olan, ticareti geliştiren, ekonomik ve kültürel hayatı canlandıran, tarihi bağları yeniden canlandıran bir anlayışın gelmesi gerekiyor. Bu bakımdan gizli ya da açık olması ayrı bir şey ama Milli Güvenlik dediğimiz o devlet aklını oluşturan anlayışın artık değişmesi gerekiyor.
Bugün yaşanan sancılar da bundan ibaret. Türkiye’nin devlet aklı değişiyor, Türkiye’nin yönetme anlayışı değişiyor. Türkiye’nin devlet yapısı, vatandaşına bakışı değişiyor. Bunların hepsi Türkiye’nin içindeki kurumlarını, Anayasasını değiştirecek ve dönüştürecek süreçlerdir.
|